Skip to main content

Yoldaş Hukuk

Güveni Kötüye Kullanma Suçu(TCK 155)

  1. Genel Olarak
Türk Ceza Kanunu’nun malvarlığına karşı işlenen suçları arasında düzenlenen güveni kötüye kullanma suçu, failin mağdurun emanetine sahip çıkmaması olarak ifade edilebilir. Teknik anlamda ise, mağdurun failin zilyetliğine bıraktığı eşyanın devir amacı dışında kullanılması veya devir olgusunun inkâr edilmesidir. Zilyetlik Türk Medeni Kanunu’nda, bir kimsenin eşya üzerindeki fiili hâkimiyeti şeklinde ifade edilmiştir(TMK 973). Zilyetliğin mağdur tarafından faile bırakılması ile birlikte taraflar arasındaki hukuki ilişkiye dayanan güvenin korunması amacına hizmet eden güveni kötüye kullanma suçunda ayrıca, mülkiyet hakkı da korunmaktadır. Güveni kötüye kullanma suçunun malvarlığına karşı işlenen diğer birkaç suçtan farkının ifade edilmesinde fayda vardır. Mesela hırsızlık suçundan farkı, zilyetliğin fail tarafından nasıl elde edildiğidir. Hırsızlık suçunda fail, mağdura ait bir taşınır malın zilyetliğini onun rızası hilafına elde etmektedir. Oysa güveni kötüye kullanma suçunda, eşyanın zilyetliği bizzat mağdur tarafından rıza ile faile bırakılmaktadır. Yine dolandırıcılık suçunda eşyanın zilyetliği faile hileli davranışlar neticesinde sakatlanan bir irade sonucunda devredilmekteyken, güveni kötüye kullanma suçunda zilyetlik faile, geçerli bir rıza ve güven sonucunda bırakılmaktadır. Son olarak zimmet suçu ile karşılaştırmak gerekirse, zimmet suçunun faili ancak bir kamu görevlisi olabilirken, güveni kötüye kullanma suçunun faili herkes olabilmektedir. Ayrıca kamu görevlisine zilyetliği devredilen eşyanın kamu görevi nedeniyle devredilmesi gerekir. ‘Tapu Sicil Müdür vekili olan sanığın tapu işlemi yaptırmak üzere Tapu Dairesine gelen işlem sahiplerinin Ziraat Bankası veya Mal Müdürlüğü veznesine yatırmaları gereken tapu harçlarını, şahıslara karşı hileli hareketlerle herhangi bir ikna edici söz ya da davranışlarda bulunmadan, kendisi yatırmak üzere elden alması ve bu paralardan 38.889,72 TL’yi hiç yatırmaması, 14.444,92 TL’yi ise gecikmeli olarak yatırması şeklinde kabul edilen somut olayda ikna suretiyle irtikap suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı, bankaya ya da Maliyeye yatırılmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan paralar üzerinde kendisinin yararına olarak zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunma şeklindeki eylemlerinin TCK’nın 155/1, 43/1. maddelerinde tanımlanan zincirleme biçimde güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu nazara alınmalıdır.’(Yargıtay 5. Ceza Dairesi E. 2014/10170, K. 2019/11927) Güveni kötüye kullanma suçu, taksirle işlenen suçların istisna olması ve özel bir düzenlemeyi gerektirmesi karşısında(TCK 22/1), kasten işlenebilir.
  1. Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Oluşma Koşulları
  • Zilyetliği faile devredilmiş bir mal olmalıdır. Güveni kötüye kullanma suçunda, hırsızlık suçundaki gibi malın taşınır olması aranmadığı için, taşınmaz mallar da bu suça konu olabilir(tarlanın buğday ekilmesi şartıyla kiralanması ancak soğan ekilmesi). Örneğin; bisiklet, kat mülkiyetine tabi bağımsız bölüm, para gibi mallar bu kapsamdadır.
Suça konu aracın doğrudan doğruya sanığa tevdi ve tesliminin bulunmadığı, aracın tesliminin ve teslime ilişkin sözleşmenin diğer sanık ile yapıldığının anlaşılması karşısında sanığa atılı güveni kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşmadığı…’(Yargıtay 11.Ceza Dairesi E. 2007/3549, K. 2010/2266)
  • Zilyetliğin muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile devredilmiş olması gerekir. Bunlar dışında herhangi bir sebeple zilyetlik devri, suçun tipiklik unsurunu gerçekleştirmez. (‘Müştekinin, bir süredir birlikte kalmakta olduğu evinin anahtarlarını şüpheliye verdiğini, belli bir süre işi gereği il dışına gittiğini ikametine geldiğinde ikametinde bulunan televizyonun yerinde olmadığını, evinin anahtarlarını vermiş olduğu şüpheliyi televizyonu sormak için aradığında telefonunu açmadığını, güvenlik kamera kayıtlarına baktığında şüphelinin televizyonu evden alıp götürdüğü, bu haliyle müştekinin şüpheliye evinin anahtarını bir bütün halinde evin içerisindeki tüm eşyalar ile birlikte kullanması için verdiğinin kabul edilmesi gerektiğinden hareket edildiğinde, şüpheli tarafından zilyetliğin devri amacına aykırı olarak suça konu televizyonun evden alınarak satılması şeklinde gerçekleştiği iddia edilen olayın sübutu halinde güveni kötüye kullanma suçuna vücut vereceği…’)(Yargıtay 13. Ceza Dairesi E. 2019/2512, K. 2019/9264)
  • Malın zilyetliğinin, mağdurun geçerli bir rızasına dayanarak devredilmiş olması gerekir. Zilyetliğin devri, kira, vedia veya ariyet gibi sözleşmelerden kaynaklanabilir. Ancak failin hileli davranışları mağdurun zilyetliği devretmesine sebep olmuşsa, diğer koşullarının da varlığı halinde dolandırıcılık suçu oluşur. Nitekim aynı hususa Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin E. 2011/11375, K. 2012,7048 kararında da değinilmiştir: ‘Mağdurun cep telefonunu, kendi rızasıyla kısa süreliğine de olsa, kendi telefonunun şarjının bittiği söylenerek ve hastalarının olduğu bahanesiyle istenmesi, telefon alındıktan sonra, çekmediği belirtilerek, mağdurun yanından uzaklaşılması ve bu şekilde mağdurun iradesinin fesada uğratılması sonucu, telefonun suça sürüklenen çocuğa verilmiş olması nedeniyle, eylem dolandırıcılık suçu kapsamında kalmaktadır.’
Ayrıca Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin E. 2005/11731, K. 2007/9547 sayılı kararında zilyetliğin devrinin kapsamının belirlenmesinin önemine işaret edilmiştir: ‘Katılana ait evin sanığa kiralanması sırasında “özel olarak teslim ve tevdie” konu edilmeyen mutfak dolaplarının, rıza dışında ve faydalanmak amacıyla alınıp götürülmesi halinde eylemin “hırsızlık” suçunu oluşturacağı da gözetilerek; kira kontratında demirbaş eşyalar arasında gösterilmemiş olsa da, katılana ait dairenin kiralanması ve dairenin teslimi sırasında mutfak dolaplarının mevcut olduğunun kabulü ve dinlenecek tanığın beyanı ile daha önce dinlenen tanığın beyanları arasında çelişki olursa giderilmesinden sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekir.’
  • Failin kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunması veya devir olgusunu inkâr etmesi gerekir. Fail mal üzerinde, zilyetliğin devrine imkân veren hukuki ilişkinin öngörmediği şekilde tasarrufta bulunursa, devir amacının dışına çıkmış olur. Devir olgusunu inkâr etme ise, failin mağdur tarafından kendisine devredilmiş bir zilyetlik bulunmadığını iddia etmesidir. Zilyetliğin devir amacı dışında kullanılmasından ne anlaşılması gerektiğine ilişkin Yargıtay 13. Ceza Dairesi’nin E. 2019/4955, K. 2019/16316 sayılı kararı şu şekildedir: ‘Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; …failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.’
Belirtmek gerekir ki, failin kendisinin veya başkasının yararına olarak söz konusu eylemleri gerçekleştirmesi demek, mutlaka bir maddi çıkar elde etmiş olması demek değildir. Failin mağdura zarar vermek şeklindeki saiki de suçun oluşması için yeterlidir. Ayrıca malın bir zarara uğramamış olması halinde de suç oluşur. Çünkü fail, malı, devir amacı dışında kullanarak mağdurun güvenini suiistimal etmiştir.
  • Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Nitelikli Halleri(TCK 155/2)
‘Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi’ Hizmet ilişkisinden kaynaklanan güvenin kötüye kullanılması suçu için, araba alım satım işi ile uğraşan sanığa, katılanın arabasının satımı için bırakılması ancak sanığın araç ile ortadan kaybolması örnek olarak gösterilebilir.(Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2004/6409, K. 2006/4564) Suçun mesleğinden dolayı mal bırakılan kişi tarafından işlenmesi durumuna örnek olarak, bisiklet tamircisi ve terzi verilebilir. Ticaret ilişkisinden ileri gelen zilyetlik devri sonucunda suçun işlenmesine, tacirin ticari temsilci veya ticari vekilin zilyetliğine para bırakması örnek olarak gösterilebilir. Ticari bir iş kapsamında akdedilen sözleşmeden kaynaklanan güveni kötüye kullanma suçu, Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 2016/23-1066, K. 2019/601 sayılı kararında şu şekilde ifade edilmiştir: ‘Sanığın, sahibi olduğu şirket adına katılanın sahibi olduğu şirketten bir yıl süre ile her bir araç için aylık 1.000 TL kira ücreti ödenmesi karşılığında dört adet araç kiralayıp teslim aldığı, ancak bir kısım aylara ait kira ücretlerini ödemediği gibi araçları da iade etmediği olayda; sanığın, sahibi olduğu şirketin ticari işleri kapsamında hareket ederek kira sözleşmesine konu araçları kiraladığı, katılanın da bu ticaret ilişkisi nedeniyle duyduğu güvene dayalı olarak 12 ay süre ile kullanılmak üzere araçları sanığa teslim ettiği, ancak sanığın bu şekilde tesis ettiği güveni kötüye kullanmak suretiyle kiraladığı araçlardan üç adedini sözleşme bitiminde katılana teslim etmediği anlaşıldığından, sanığın eyleminin ticaret ilişkisinin gereği olarak kendisine teslim edilmiş eşya hakkında işlenen güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu ve TCK’nın 155.maddesinin ikinci fıkrası uyarınca mahkûmiyetine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilmelidir.’ Başkasının mallarını idare etme yetkisinin gereği olarak zilyetlik devrilen kişilere ise, vasi örnek olarak gösterilebilir.
  1. Güveni Kötüye Kullanma Suçunun Cezası ve Takibi
Güveni kötüye kullanma suçunun temel şekli bakımından öngörülen ceza, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezasıdır. Güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halleri bakımından ise bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezası öngörülmüştür. ‘kanun koyucunun ayrıca adlî para cezası öngördüğü suçlarda hapis cezasının alt sınırdan tayini hâlinde mutlak surette adlî para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamakla birlikte yasal ve dosya içeriği ile uygun gerekçe gösterilmek kaydıyla temel hapis cezasının alt sınırdan, adlî para cezasının ise alt sınırdan uzaklaşılarak tayininin mümkün bulunduğu…’(Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2016/23-759, K. 2019/425) Suçun temel şeklinin takibi şikâyete tabi iken, nitelikli güveni kötüye kullanma suçunun takibi re’sen yapılmaktadır. Ayrıca 6763 Sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik 5271 Sayılı CMK’nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve TCK’nın 155/1. maddesi kapsamındaki güveni kötüye kullanma suçu uzlaşma kapsamına alınmıştır. ‘Sanığa yüklenilen emniyeti suistimal suçunun, 5271 Sayılı C.M.K.nun değişik 253 ve 254. maddelerine göre uzlaşma kapsamında kaldığı, uzlaşmanın da bir kovuşturma şartı olduğu, lehe yasa ve müktesep hak hükümleri nazara alınarak öncelikle uzlaştırma işlemi yapılması, uzlaştırma işleminin sonuçsuz kalması halinde hükümden sonra 19.12.2006 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 Sayılı Kanunun 23.08.2008 tarihli 5728 Sayılı Kanunun 562. ve 6008 Sayılı Kanunun 7. maddeleri ile değişik 5271 Sayılı C.M.K.nun 231. maddesi karşısında; koşulların varlığı halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının mahkemece karar yerinde tartışılması lüzumu, bozmayı gerektirmiş…’ (Yargıtay 5. Ceza Dairesi E. 2009/1458, K. 2011/2821)
Paylaş: