Skip to main content

Yoldaş Hukuk

Hekimin Hukuki Sorumluluğu

  1. Genel Olarak
Sağlık hukuku açısından, hekim ile hasta arasındaki hukuki ilişkiden doğan sorumluluğun belirlenmesi çok önemlidir. Hekimin gerçekleştirdiği tıbbi müdahale, hastanın Anayasal haklarından olan yaşama ve vücut bütünlüğüne yöneliktir. Mutlak birer kişilik hakkı olan yaşama ve vücut bütünlüğü, akdedilen bir sözleşme ile hekimin müdahalesine bırakılınca, hekim ile hasta arasında bir hukuki ilişki meydana gelir. Bu hukuki ilişkinin niteliği, hekimin sözleşme kapsamında vaat ettiği sonuca göre farklılık göstermektedir. Yargıtay içtihatlarıyla kabul edilen ve kanunlarda özel olarak ifade edilmeyen bu hukuki ilişkiler borçlar hukuku kaynaklıdır. Nitekim bir hastanın sağlık durumunu iyileştirici tedavilerde bulunmayı vaat eden hekim, hasta ile vekâlet ilişkisi içine girer. Günümüzde artan önemi doğrultusunda hukuki nitelendirmesinin yapıldığı diğer bir tıbbi müdahale olan ve estetik ameliyat şeklinde ifade edilen ilişki ise, yüklenici konumundaki hekimin eser sözleşmesi kapsamında hasta ile kurduğu hukuki ilişki olarak karşımıza çıkmaktadır. Tüm bu açıklamalar doğrultusunda, hekimin tıbbi müdahale sırasında kendisine atfedilebilecek bir kusurunun olması onun hem hukuki hem de cezai sorumluluğunun doğmasına yol açmaktadır. Ceza hukuku boyutu bakımından hekimin müdahalesi sonucunda hastanın ölmesi veya yaralanması (TCK 81 vd.), onun cezai yaptırımlarla karşılaşmasını gerektirir. Hukuki sorumluluğu gündeme gelen hekimin, özel hukukta karşılaşacağı yaptırım ise, maddi ve çoğu zaman da manevi tazminat olarak karşımıza çıkmaktadır. Yukarıda da belirtildiği üzere, hekim ile hasta arasındaki hukuki ilişki gerçekleştirilecek müdahale türüne göre eser veya vekâlet sözleşmesi niteliğinde olduğu için, hukuki sorumluluk kapsamında gündeme gelen maddi ve manevi tazminat talepleri sözleşmeden kaynaklanmaktadır. Bunun önemi ise, zarar meydana geldikten sonra söz konusu olan taleplerin zamanaşımı engeline takılma riski noktasındadır. Nitekim genel olarak estetik müdahaleler eser sözleşmesi olarak nitelendirildiğinden doğan zararın tazmini istemleri TBK 478’e tabi iken, tedavi amaçlı yapılan müdahalelerden doğan zararların tazmini istemleri TBK 143’e tabidir. ‘Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle taraflar arasındaki ilişkinin belirlenmesi ve somut uyuşmazlığa ilişkin ilkelerin ortaya konulması zorunludur. Taraflar arasında sözleşmenin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 355 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi niteliğinde estetik müdahaleyi kapsayan hukuki ilişkinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı iş sahibi-hasta, davalılardan hekim müdahaleyi gerçekleştiren, diğer davalı ise hastane işletmecisidir. Estetik müdahalelerde yüklenici, somut olayda hastane ve hekim hastanın istediği sonucu elde etmesini garanti etmektedir. Esasında eser sözleşmesiyle tedavi sözleşmesinin farkı da sonucun garantisiyle ilgilidir. Estetik müdahale sonucu garanti edilen bir sözleşmedir.’ (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E. 2018/4953, K. 2018/4526)
  1. Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Koşulları
Hekimin hukuki sorumluluğunun Yargıtay tarafından da kabul edildiği gibi vekâlet veya eser sözleşmesi temelli olduğu söylenmelidir. Bu ise, hekimin özen borcunun tespiti bakımından önem arz etmektedir. Ayrıca hekimin tedavi ve müdahalesine hastanın rıza göstermiş olması da eylemi hukuka aykırı olmaktan çıkarmaktadır. Daha çok haksız fiil hukukunda karşımıza çıkan hukuka aykırılığı kaldıran nedenler, sözleşmeler hukuku bakımından da, hekimin eyleminin borca aykırılık teşkil edip etmediğinin tespiti noktasında önemlidir.
  • Hekimin hastaya yönelik gerçekleştireceği tedavi veya estetik amaçlı müdahalenin rızaya dayanması gerekmektedir. Esasında hastanın doktor ile sözleşme akdederken irade beyanında bulunması, özellikli duruma yönelik olduğunda rıza olarak değerlendirilir. Hastanın göstermiş olduğu bu rızanın, kamu düzenini ilgilendiren yaşam veya vücut bütünlüğüne yönelik olduğu düşünülürse, kişiliğin idamesine yönelik olması, serbest bir iradeye dayanması ve hekim tarafından yeterince aydınlatılmış olması gerekmektedir. Rızanın müdahaleden önce veya en geç müdahale anında verilmesi gerekmektedir. Rızanın hukuka uygun bir nitelik arz edebilmesi için gerekli olan söz konusu koşullardan herhangi birindeki eksiklik, eylemin hukuka aykırı olmasına sebep olur ki, bu da hekimin sorumluluğuna yol açar.
Ayrıca hastanın rıza gösterdiği hekim tarafından gerçekleştirilecek müdahale, tıp biliminin verilerine uygun olmalıdır.
  • Hekimin eyleminin vekâlet ve eser sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna uygun olması gerekir. Vekilin ve yüklenicinin özen borcu, TBK 471 ve 506’ da benzer şekilde düzenlenmiştir. Nitekim her iki madde de sorumluluğun ölçütü, benzer alanlarda faaliyette bulunan basiretli yüklenici veya vekil gibi davranma zorunluluğu şeklindedir. Hekimin özen gösterme yükümü değerlendirilirken, söz konusu hekimin faaliyet alanındaki bilgi ve tecrübeleri, o alandaki objektif nitelikli hekimlerinkinden fazla ise, kendi bilgi ve tecrübeleri dikkate alınacaktır. Yani belli bir alanda üstün ve nitelikli bilgiye sahip doktor, tıbbi müdahale standart bilgimi kullandım diyerek özen borcunu yerin getirdiği savunmasında bulunamaz. Ayrıca hekimin gerçekleştirdiği tıbbi müdahalelerden her birinin farklı derecelerde risk taşıması da özen ölçütünün belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin beyin ameliyatı yapan hekimin göstermesi gereken özen ile kırık bir bacağı alçıya alan hekimin göstermesi gereken özen elbette aynı olmayacaktır.
Nitekim tedavi amacıyla yapılan tıbbi müdahalelerde, hekimin borcu hastayı iyileştirmek değildir. Hekim tıp kuralları çerçevesinde özen yükümlülüğüne uygun olarak görevini ifa etmekle mükelleftir. ‘Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır.(BK 386-390)(TBK 502.506) Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, BK 394/1(TBK 510) maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir.’(Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E. 2015/3276, K. 2016/6289) Yargıtay’ın her somut dava için özen yükümlülüğünün ihlalinin olduğu iddiasının titiz bir şekilde araştırılmasını istediği bilinmektedir. Nitekim buna yönelik bir karar şu şekildedir. ‘O halde, Mahkemece; üniversiteden, itirazları karşılayan, konusunda uzman, akademik kariyere sahip 3 kişilik bilirkişi kurulundan, davalının gerekli özen ve dikkati gösterip göstermediği, yapılan işlemlerin tıp bilimi açısından yeterliliği tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalının sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığı, yapılması lüzumlu ileri tetkik ve tahliller için davacı hastanın başka bir birime yönlendirilmesi gerekip gerekmediği hususlarını gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekmektedir.’(Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2015/ 24839, K. 2017/12344)
  • Hekimin hukuki sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için, kendisine kusur yükletilebilmesi gerekir. Kusur borçlar hukuku alanında, kast ve ihmal şeklinde sınıflandırılmaktadır. Hekimin eylemlerinde ise, daha çok ihmali bir davranışın varlığı söz konusu olmaktadır. Yukarıda açıklanan özen yükümlülüğü ölçütünün gereklerine uymayan bir hekim en basitinden ihmali bir davranış sergilemiş olmaktadır. Hekimin ihmali tamamen dikkatsizlikten kaynaklanabileceği gibi, hekim tarafından öngörülmüş bir tehlike karşısında özen yükümlülüğünün yerine getirilmemesinden de kaynaklanabilir.
‘…yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören Vekil özenle davranma zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur ( BK 321/1 md ) ( TBK 400 ). O sebeple doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.’(Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E. 2015/40782, K. 2018/5451)
  • Hekimin eylemi ile hastanın uğradığı zarar arasında nedensellik bağının olması gerekmektedir. Bilindiği üzere, tıp biliminin verilerine ve özen yükümlülüğüne uygun olarak gerçekleştirilen bir müdahaleye rağmen beklenmedik zararlar ortaya çıkabilmektedir. Buna komplikasyon veya hukuki anlamda tıbben izin verilen risk denilmektedir. Hekimin eyleminin sonucu olmayan zararlardan dolayı, hukuki sorumluluk gündeme gelmeyecektir. Ancak komplikasyonun hekimin hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırabilmesi, hastanın bu konuda hekim tarafından bilgilendirilmiş ve rızasının aydınlatılmış olmasına bağlıdır(Hasta Hakları Yönetmeliği m. 15 ve 24).
‘Mahkemece rapor doğrultusunda enjeksiyonun neden olduğu hasarın önceden öngörülebilecek bir komplikasyon olmaması nedeniyle, bu hususta … personeli tarafından hastanın aydınlatılmasının beklenemeyeceği, “aydınlatılmış onam” yükümlülüğünün ihlali ve buna bağlı olarak ortaya çıkan bir zararın söz konusu olmadığı, böylece somut olayda hukuka aykırı bir durum gerçekleşmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Ne var ki; ortaya çıkan hasarın komplikasyon olması aydınlatma yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığı gibi hastanın komplikasyonlar hakkında bilgilendirilmesi aydınlatma yükümlülüğünün bir gereğidir. Mahkemece, davacıların yapılan enjektör öncesi, enjeksiyonun sonuçları ve olası komplikasyonları konusunda bilgilendirildiğine ve davacıların bu işleme rıza gösterdiğine dair aydınlatılmış rızanın alındığına ilişkin aydınlatılmış onam düzenlenip düzenlenmediğinin araştırılarak, aydınlatılmış onamın alındığına dair ispat külfetinin davalı üzerinde olduğu da gözetilerek, hasıl olacak sonucu göre bir karar verilmesi gerekirken…’(Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2016/23372, K. 2019/12469) ‘…eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmiş sayılmalıdır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin( hekimin/hastane işleticisinin ) sorumluluğundadır.’(Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E. 2018/4953, K. 2018/4526)
  • Hekimin hukuka aykırı eylemi sonucunda hastanın zarara uğramış olması gerekir.
  • Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Sonuçları
Hekimin hukuki sorumluluğunu gerektiren koşulların varlığı halinde, zarara uğrayan hastanın maddi ve manevi tazminat talep etme hakkı vardır. Örneğin hekimin yanlış müdahalesi sebebiyle meydana gelen zararın giderilmesi için tekrar bir ameliyat olunmasının sonucu olarak yapılan harcamalar maddi tazminat istemini haklı kılar. Yine hekimin yanlış teşhis koymuş olmasından dolayı hastanın bir daha konuşamayacak duruma gelmesinin sebep olduğu acının karşılığı olarak manevi tazminat talep edilmesi gibi. ‘Dava, önerilen ve uygulanan bel fıtığı ameliyatına, el becerisine güvenilen ve ameliyatına gireceği telkin edilen davalının girmediği düşüncesiyle ve beceri eksikliği ile hatalı operasyon sonucu ikinci kez ameliyat olunmasına sebebiyet verilmesi sebebiyle istenilen maddi ve manevi tazminata ilişkindir. Taraflar arasındaki ilişki vekalet sözleşmesidir. Vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. O nedenle, vekil konumunda olan doktorların bilim ve teknolojinin getirdiği bütün imkanları kullanmak suretiyle özen borcunu yerine getirmeleri gerekir. ‘(Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E.2016/5064, K. 2017/8070)
Paylaş: