Skip to main content

Yoldaş Hukuk

Mal Rejiminin Tasfiyesi

  1. Genel Olarak
Yeni Türk Medeni Kanunu ile birlikte eşler arasında yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimi kabul edilmiştir. Önceki Medeni Kanun’da mal ayrılığı rejimi benimsenmişti ve bu rejim yürürlükte olduğu dönemde kadın eşin, boşanma durumunda evlilik birliğinin devamı sürecinde elde edilen değerlere hiçbir katkısı yokmuş gibi tasfiyeye yol açmıştı. Yeni Kanun’un getirdiği edinilmiş mallara katılma rejiminde ise, eşlerin karşılığını vererek elde ettiği temeline dayanan birçok değer boşanma halinde tasfiyeye girmektedir. Edinilmiş mallara katılma rejimi her bir eşin edinilmiş ve kişisel mallarını esas alarak düzenlenmiştir. Bu rejimin tasfiyesinde edinilmiş mal statüsünde olan değerler için eşlerin bir katılma alacağı söz konusu olurken, kişisel mallar bu rejimde dokunulmazdır yani tasfiyede taraflara talep hakkı vermez. Evlilik birliğinin devamı sürecinde eşler ev, araba gibi eşyaları mülk edinebilirler. Eşlerin ortak kullanımına hizmet edeceği karine olarak kabul edilebilecek bu eşyaların mülk edinilmesine her iki eş de katkıda bulunabilir. Bu katkı, boşanma sürecinde veya sonrasında açılabilecek bir davada talep edilebilir. Talep edilebilir bu katkıya katılma alacağı adı verilmektedir.
  1. Edinilmiş Mallara Katılma Mal Rejiminin Tasfiyesi
Edinilmiş mallara katılma rejimi eşler arasında çeşitli şekillerde son bulabilir. Örneğin eşlerden birinin ölümü, gaipliğine karar verilmesi, evliliğin iptal edilmesi, yeni bir mal rejimi seçilmesi ve boşanma gibi. Tüm bunların sonunda mal rejiminin tasfiye edilmesi istenebilir. Mal rejiminin tasfiyesi, ölüm ve gaipliğe karar verilme hallerinden mirasçılar tarafından, diğer durumlarda ise eşlerden biri tarafından talep edilir. Mal rejiminin tasfiyesi davasında görevli mahkeme aile mahkemeleri iken yetkili mahkeme TMK 214’de ifade edilmiştir. Ölüm halinde ölen eşin son yerleşim yeri, boşanma, iptal ve hakim tarafından mal ayrılığına karar verilmesi halinde bu davalara bakmakla yetkili mahkeme, diğer durumlarda ise davalı eşin yerleşim yeri mahkemesidir.
  • Mal rejiminin tasfiyesi talep edildiğinde öncelikle eşler zilyetliklerinde bulundurdukları diğer eşe ait eşyaları iade etmelidir. Eşlerin paylı mülkiyetinde bir eşya varsa, üstün yararını ispatlayan eş, diğer eşin payının karşılığını ödemek şartıyla eşyanın aynen kendisine verilmesini isteyebilir(TMK 226).
  • TMK 226/2 eşlerin aralarındaki borçları düzenleyebileceklerini ifade etmektedir.
  1. Eşlerin Edinilmiş ve Kişisel Malları
Tasfiyede değer artış payının hesabında, denkleştirme yapılmasında ve son tahlilde katılma alacağına hükmedilmesinde hep eşlerin edinilmiş ve kişisel malları ayrımı nazara alınmaktadır. O yüzden kısaca bu mal gruplarının ayrımını belirtmek gerekir. TMK 219’a göre edinilmiş mallar şu şekildedir: ‘Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır:
  1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler, örneğin eşlerin meslek gelirleri(maaşları)
  2. Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,
  3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar,
  4. Kişisel mallarının gelirleri, örneğin bir eşin evlenmeden önce satın aldığı dairenin evlilik süresince getirdiği kira geliri
  5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler, örneğin evlilik birliği içinde alınmış bir arabanın satılmasından elde edilen bedel
TMK 220’ye göre kişisel mallar şu şekildedir: ‘Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:
  1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, örneğin kol saati veya kolye
  2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, örneğin eşlerden birinin vefat eden babasından kalan miras veya çok sevdiği arkadaşı tarafından kendisine bağışlanan değerli bir kolye
  3. Manevî tazminat alacakları, örneğin eşin hakarete uğrayıp açtığı dava sonucunda hükmedilen tazminat
  4. Kişisel mallar yerine geçen değerler. Örneğin bir eşin evlenmeden önce satın aldığı arabayı evlilik devam ederken satması suretiyle elde ettiği değer
Ayrıca TMK 221’e göre kişisel malların kapsamı aşağıdaki hallerde sözleşme ile değiştirilebilmektedir: ‘Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dâhil olması gereken malvarlığı değerlerinin kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler. Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dâhil olmayacağını da kararlaştırabilirler.’
  • Değer Artış Payı Alacağı
Eşler zilyetliklerinde bulundurdukları diğer eşe ait eşyaların mülk edinilmesine katkıda bulunmuş olabilir. Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde ayni bir paylaşım öngörülmediğinden, tasfiye mülkiyet hakkının sahibinde herhangi bir değişiklik meydana getirmez. İşte bu özelliğin bir sonucu olarak, eşlerin diğer eşe ait eşyanın iyileştirilmesi, korunması veya iktisabına yaptığı katkı, onun değer artış payı alacağını ifade eder(TMK 227). Ayrıca sadece eşlerin değil, eşlerin yakınlarının yaptığı katkılar da değer artış payı alacağı istemini haklı kılmaktadır. Y.8.HD, T.16.05.2013, E.2012/7103 sayılı kararına göre; “… Öte yandan davalı-karşı davacı vekilinin, davacının ailesi tarafından evlilik birliğine yapılan parasal katkılardan kaynaklanan tazminat talebi hakkında olumlu yada olumsuz bir karar verilmemiş olması da doğru değildir. Ailesi tarafından davalı-karşı davacıya verilen parasal katkılar, davalıya yapılan bağış olup onun kişisel malı sayılır. Bunun taşınmazda yarattığı değer artışıyla birlikte hüküm altına alınmalıdır.” Değer artış payından söz edebilmek için şu özelliklerin varlığı gerekir:
  • Diğer eşe ait malvarlığı değerinin iyileştirilmesi, korunması veya kazanılmasına bir katkıda bulunulmuş olunmalıdır. İyileştirilmesine eşlerden birine ait olan evin akan çatısının tamir ettirilmesi, korunmasına üzerine çatı yaptırılması örnek olarak verilebilir. Kazanılmasına ise, bir eşin satın almak istediği ancak parasının yetişmediği arabayı alması için para verilmesi örnek olarak gösterilebilir.
  • Katkıda bulunan eş bunları yaparken bağışlama kastı ile hareket etmemeli ve karşı edim elde etmemelidir. Eğer karşı edim elde edilmişse, sonradan değer artış payı alacağı talep etmek malvarlığında sebepsiz bir artmaya yol açacaktır.
‘Uyuşmazlığın çözümü için “bağış” kavramı üzerinde durulması gerekmektedir. Bir eşin diğer eşe ait bir mal varlığına yaptığı katkının bağışlama olmayacağı kabul edilmektedir. Gerçekten evlilik birliğinin ömür boyu süreceği inancının hakim olduğu düşüncesiyle ortak yaşamı ve ailenin geleceğini güvence altına almak, daha rahat yaşam sağlamak amacıyla beraberlikten doğan dayanışma ile karşılıklı güvene dayanarak, örf ve adete uygun olarak eşlerin birlikte yatırım yapmaları bağış olarak değerlendirilemez.’(Yargıtay Hukuk Genel E. 2017/8-1614, K. 2018/1550)
  • Değer artış payı alacağından söz edebilmek için, tasfiye anında söz konusu eşyanın değerinde bir artış meydana gelmiş olmalıdır. Eğer böyle bir artış yoksa katkıda bulunan eş ancak iyileştirme, korunma veya kazanma sırasında yaptığı katkının karşılığını alabilecektir.
Değer artış payı alacağı nasıl hesaplanır? Bu hesaplamanın nasıl yapılacağını bir örnek ile açıklamakta fayda vardır. Şöyle ki, 12.06.2014 tarihinde eş A 200.000 TL değerinde bir büro satın almış ve eş B bu büronun iktisabı sırasında 50.000 TL para katkısında bulunmuştur. Evlilik birliği boşanma ile sona erdikten üç ay sonra eş B, eş A’ya karşı mal rejiminin tasfiyesi davası açmıştır. Tasfiye davası sırasında büro 300.000 TL değerindedir. Eş B’nin değer artış payı alacağı ne kadardır? Malvarlığı değerindeki artış, son değerden kazanma tarihindeki değerin çıkarılması ile bulunur. Yani 300.000-200.000 TL =100.000 TL’dir. Eş B’nin 200.000 TL değerindeki büroya yaptığı katkı oranı =1/4(iktisap edilen eşyada 1+4:5’lik bir pay bölümü var) Peki eş B’nin 50.000 TL’lik katkısı tasfiye tarihinde 300.000TL değerindeki büroda ne kadarlık bir artışa karşılık gelmektedir? 100.000*1/5= 20.000 TL Değer artış payı alacağı ise, kazanmadaki katkı ile bulunan değer artış payının toplamına isabet etmektedir. Yani yukarıdaki örnekte değer artış payı alacağı, 50.000+20.000=70.000 TL’dir.
  1. Denkleştirme Alacağı
Denkleştirme alacağını düzenleyen TMK 230’a göre, ‘(1)Bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları edinilmiş mallardan veya edinilmiş mallara ilişkin borçları kişisel mallarından ödenmiş ise tasfiye sırasında denkleştirme istenebilir.(2)Her borç, ilişkin bulunduğu mal kesimini yükümlülük altına sokar. Hangi kesime ait olduğu anlaşılmayan borç, edinilmiş mallara ilişkin sayılır.(3) Bir mal kesiminden diğer kesimdeki malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına katkıda bulunulmuşsa, değer artması veya azalması durumunda denkleştirme, katkı oranına ve malın tasfiye zamanındaki değerine veya mal daha önce elden çıkarılmışsa hakkaniyete göre yapılır.’ Edinilmiş mallara katılma rejiminin eşlerin kişisel ve edinilmiş malları üzerine kurulduğunu söylemiştik. Evlilik birliğinin devamı süresince eşlerden birinin kişisel malı diğer ile kendi edinilmiş malına veya eşlerden birinin edinilmiş malından kendi kişisel malına yönelik kaymalar meydana gelmiş olabilir. Örneğin eş A, evlenmeden önce sahip olduğu daireye imar mevzuatı kuralları çerçevesinde evliliğin devamı sürecinde maaşıyla teras yaptırmışsa, edinilmiş malından kişisel malına bir kayma yaşanmış olmaktadır. Bu ise eşin edinilmiş mallarının pasifini yükleyecektir. Görüldüğü üzere denkleştirme alacağı tek bir eşin malvarlığı değerleri arasındaki bir geçiştir. ‘Mahkemece, dava dışı meskenin davalının kişisel malı niteliğinde olduğu ve satımından gelen paranın tasfiyeye konu edilen taşınmaz alımında kullanıldığının kabulü gerekirken taşınmazın tamamının edinilmiş mallar ile alındığının kabulü hatalıdır. Davacı lehine artık değere katılma alacağı hesabı yapılırken dava dışı meskenin satımından gelen değer tasfiyede davalı lehine denkleştirilmeli ve oluşacak sonuca göre davacı lehine alacağa hükmedilmelidir.’(Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E. 2016/8131, K. 2017/16135)
  1. Katılma Alacağı
Değer artış payı alacağı, sadece belirli mallara yapılan katkıyı ifade etmekte iken katılma alacağı, katılma rejimi süresince edinilen malların tamamına yönelik rejimin tasfiyesine ilişkin bir istemdir. Katılma alacağı, artık değerin yarısı üzerinden her iki eşin de sahip olduğu bir alacak hakkıdır. Artık değer, edinilmiş malların aktifinden pasifini çıkarınca geriye kalan değerdir. Katılma alacağına giden yolda artık değerin her iki eş için de hesaplanması gerekmektedir. ‘Mahkemece, dava dışı meskenin davalının kişisel malı niteliğinde olduğu ve satımından gelen paranın tasfiyeye konu edilen taşınmaz alımında kullanıldığının kabulü gerekirken taşınmazın tamamının edinilmiş mallar ile alındığının kabulü hatalıdır. Davacı lehine artık değere katılma alacağı hesabı yapılırken dava dışı meskenin satımından gelen değer tasfiyede davalı lehine denkleştirilmeli ve oluşacak sonuca göre davacı lehine alacağa hükmedilmelidir. Yapılan tüm hesaplamalar sonucunda bulunan artık değerin yarısı üzerinde eşlerin katılma alacağı vardır. Bu alacak kanun gereğince takasa girer. Bu husus TMK 236’da ‘Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir.’ şeklinde ifade edilmiştir. Katılma alacağının hesabını bir örnekle açıklamakta fayda vardır: A ile B, 21.12.2013 tarihinde evlenmişler ve mal rejimine ilişkin bir düzenleme yapmamışlardır. A’nın evlenmeden önce biriktirdiği 60.000 TL’si, evlendikten sonra maaşından biriktirdiği 30.000 TL’si vardır. B’nin ise evlenmeden önce aldığı arabası ile evlendikten sonra annesi tarafından kendisine bağışlanmış bahçesi vardır. A, 21.03.2013 tarihinde B’den araba ve bahçesini satmasını istemiş ve bunlardan toplamda 40.000 TL elde etmişlerdir. Daha sonra A, B’den istediği paraları da ekleyerek 25.03.2013 tarihinde 130.000 TL değerinde araba almıştır. A ile B 15.06.2016 tarihinde boşanmış ve 27.09.2016’da B mal rejiminin tasfiyesi davası açmıştır. Tasfiye tarihinde arabanın değeri 260.000 TL’dir. Bu olay doğrultusunda katılma alacağını hesaplayalım. Öncelikle 60.000 TL A’nın kişisel malı(evlenmeden önce malvarlığında bulunan değer(TMK 220/1/2.bent)) iken 30.000 TL edinilmiş malıdır(maaş çalışmanın karşılığı olan bir edimdir(TMK 219/2/.bent)). B’nin arabasından ve bahçesinden elde edilen değer olan 40.000 TL kendisinin kişisel malıdır(evlenmeden önce malvarlığında bulunan değer(TMK 220/1/2.bent)). Şimdi tasfiyede hesaba katılacak artık değeri bulmamız gerekmektedir. O ise A’ya ait arabanın satın alınmasındaki katkının karşılığıdır. Araba 130.000 TL’ye alınırken 30.000 TL edinilmiş mal değeri kullanılmıştı. Şimdi ise arabanın değeri 260.000 TL’dir. O halde A’nın malvarlığında 60.000 TL’lik bir edinilmiş mal, yani artık değer mevcuttur. B’nin ise edinilmiş bir malı söz konusu değildir. Sonuç olarak B, A’dan 60.000/2 =30.000 TL katılma alacağı talep edebilecektir. (Değer artış payı bu örnek için hesaplanmamıştır.) ‘Olayda, araç alımında davalı adına kredi kullanıldığı ve bir kısım kredi ödemelerinin mal rejimi sona erdikten sonra devam ettiği, dolayısıyla aracın borcu olduğu gözetilmeksizin hesap yapılması hatalı olmuştur. Mahkemece, öncelikle araç alımında kullanılan kredi yönünden boşanmadan sonraya kalan taksit oranı ile çekilen kredi miktarı çarpılmalı, bulunacak meblağın aracın edinme tarihindeki değeri içinde karşılık gelen orana dönüşümü gerçekleştirilmeli, bu oran ile aracın bozmadan sonra verilecek karara en yakın tarih itibariyle belirlenecek sürüm ( rayiç ) değeri çarpılmalı ve borç miktarı belirlenmesi gerekir. Bu borç miktarı aracın tasfiye tarihindeki sürüm değerinden düşüldükten sonra kalan artık değer üzerinden talep miktarı ve temyiz edenin sıfatı gözetilerek katılma alacağı hesaplanmalıdır. Mahkemece, banka kredi borcu gözetilerek davalı lehine denkleştirme yapılıp davacının artık değere katılma alacağı hesaplanması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi hatalıdır.’(Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E. 2017/13402, K. 2019/4165) Katılma alacağı hâkim tarafından tasfiye kararının verildiği tarihte muaccel olur. Katılma alacağı talebinin tabi olduğu bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre kanunda öngörülmüş değildir. Yargıtay kararlarında sürekli değişen bir içtihat özelliği gösteren bu konuda en son Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E. 2013/8-375, K. 2013/520 sayılı kararı ile alacaklar için geçerli olan genel zamanaşımı süresinin(TBK 146) uygulanacağı kabul edilmiştir. ‘Eldeki olayda; tarafların 20.9.1990 tarihinde evlendikleri, uyuşmazlığın 01.01. 2002 tarihinden sonra edinilen taşınmaz yönünden katılma alacağına ( TMK m. 231 vd. ) ilişkin bulunduğu, 12.12.2005 tarihinde açılan boşanma davasının kabulle sonuçlandığı ve boşanma hükmünün 13.10.2008 tarihinde kesinleşmiş bulunduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, ıslah tarihi olan 11.10.2011 tarihi itibariyle Kanunda öngörülen ( TBK m. 146; eBK m. 125 ) on yıllık zamanaşımı süresinin geçmediği kabul edilmelidir. Özel Dairenin; davacı-davalının katılma alacağına ilişkin ıslahın TMK m. 178 uyarınca bir ( 1 ) yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu yönündeki bozma kararına, yerel mahkemece “davanın on ( 10 ) yıllık dava zamanaşımı süresine tabi olduğu” şeklindeki gerekçe ile direnmesi, yukarıdaki açıklamalar nedeniyle yerinde olup onanmalıdır.’
Paylaş: