Manevi Tazminat Davası
- Genel Olarak
- TBK 58’den Kaynaklanan Manevi Tazminat Davası(Kişilik Haklarının Zedelenmesi)
- Bir kimsenin kişilik haklarına bir saldırı gerçekleşmiş olmalıdır. Bedensel bütünlüğün zedelenmesi ve ölüm hallerinde manevi tazminat istemi TBK 56’da özel olarak düzenlenmiş olduğundan, burada söz konusu olan kişilik hakları vücut bütünlüğü ve yaşam hakkı dışındakilerdir. Örneğin; onur, şeref ve saygınlık, özel hayatın gizliliği, hareket özgürlüğü vb. Kişilik haklarının sınırının çizilmesi mümkün değildir. Hızla gelişen dünya karşısında kişilik haklarına dâhil olan hususların da artması kaçınılmazdır. Kişilik haklarına saldırı teşkil etmeyen bir hususa dayalı olarak açılan davanın kabul edilmesi söz konusu olamaz. Aynı husus Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nin E. 2013/3686, K. 2013/6552 sayılı kararında da ifade edilmiştir: ‘Dava, bağımsız bölümün üst katından gelen su akıntısı nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebin ilişkindir. 6098 Sayılı Kanun 58.m. uyarınca manevi tazminata hükmedilebilmesi için, davalının kusurlu davranışı sonucu davacıların kişilik haklarının saldırıya uğraması gerekir. Ancak, davalının bağımsız bölümündeki su akıntısından dolayı davacıların dairesinde oluşan hasar ve zararın davacıların kişilik haklarına yönelik bir özelliği bulunmayıp doğrudan doğruya malvarlığı ( mülkiyet ) hakkına tecavüz niteliği taşımaktadır. Eldeki davanın salt maddi tazminatı gerektirebileceği gözetilmeden, manevi tazminata da hükmedilmesi doğru görülmemiştir.’
- Kişilik haklarına saldırı teşkil eden eylem hukuka aykırı olmalıdır. Yani hukuka aykırılığı ortadan kaldıran sebeplerin varlığı halinde haksız bir saldırıdan söz edilemez. Örneğin, TMK 24/2’de ifade edilen, mağdurun rızası, daha üstün nitelikli özel ya da kamusal yarar, kanun hükmünü icra ve TBK 64.2de ifade edilen meşru savunma gibi. Nitekim hakkın kullanılması hukuka uygunluk sebebine vurgu yapan Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin E. 2017/2181, K. 2017/4173 sayılı kararı şu şekildedir: Davalının davacıya sarf ettiği iddia olunan söz ve eylemlerin bir kısmının sübut bulmadığı anlaşılmaktadır. Sarf edilen bir kısım sözlerin ise eleştiri sınırları içerisinde kaldığı ve yine bir kısım ifadelerin de değer yargısı niteliğinde olduğu değerlendirilerek davanın tümden reddi gerekir.’
- Manevi bir zarar bulunmalıdır. Manevi zararın, kişilik haklarının ihlali karşısında duyulan elem ve ızdırap olduğunu ifade etmiştik.
- Zarar ile hukuka aykırı eylem arasında uygun nedensellik bağı bulunmalıdır. Manevi zarara yol açan eylem bir haksız fiil olduğundan, haksız fiilin unsurlarından olan uygun nedensellik bağının aranması gerektiği hususu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
- Manevi zarara yol açan failin/davacının uygun nedensellik bağı bulunan hukuka aykırı eyleminden sorumlu tutulabilmesi için kendisine kusur atfedilebilmesi veya kusursuz sorumluluk hallerinden birinin bulunması gerekir. Kusur; kast, ihmal şeklinde ortaya çıkabilir. Kusurun bulunması tazminata hükmetmek bakımından yeterli iken kusurun derecesi tazminat miktarının tayininde önem arz eder. Kusursuz sorumluluk halleri bakımından ise TBK’nın genel hükümlerinde yer alan özel düzenlemelerin şartlarının varlığı, manevi tazminat istemini haklı kılar. Örneğin; hakkaniyet sorumluluğu(TBK 65), adam çalıştıranın sorumluluğu(TBK 66), yapı malikinin sorumluluğu(TBK69).
- Kanun metninde yer almayan ancak Yargıtay içtihatlarıyla geliştirilen bir koşul olarak kabul edildiğinde matufiyet unsurunun da gerçekleşmiş olması gerekir. Bu husus Yargıtay 4.Hukuk Dairesi’nin 2016 tarihli bir kararında da vurgulanmıştır: ‘Davacı, davalının bir televizyon programında kullandığı hakaret niteliğindeki sözlerle kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu iddia ederek uğradığı manevi zararın ödetilmesini istemiştir. Programdaki konuşma içeriği incelendiğinde, davacının isminin geçmediği görülmektedir. Normal düzeydeki bir kişinin davaya konu konuşmayı dinlediğinde davalının davacıyı hedef aldığı sonucuna varamayacağından konuşmanın davacıya matuf olduğu ve matufiyet unsurunun gerçekleştiğinden söz edilemez. Matufiyet unsuru yokluğundan davanın reddi gerekir.’
- TBK 56’dan Kaynaklanan Manevi Tazminat Davası(Bedensel Bütünlüğün Zedelenmesi)
- Tazminat isteminin haklılığı için bedensel bütünlüğün zedelenmesi hukuka aykırı bir fiilden kaynaklanmalıdır. Öncelikle nedensellik bağının bulunması(silahlı saldırıya uğrayan mağdurun yarasının ağır olmasından dolayı çektiği acı), daha sonra da hukuka aykırılığı kaldıran bir nedenin(meşru savunma) bulunmaması gerekir.
- Hukuka aykırı eylem sebebiyle üzüntü, elem ve ızdırap çekilmelidir. Bu husus Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2017 tarihli bir kararında da ifade edilmiştir: ‘Manevi tazminata hükmedilebilmesi için, şahsiyet hakkının hukuka aykırı bir şekilde zarara uğraması gerekir. Kişilik haklarının zarar görmediği hallerde, eylem hukuka aykırı olsa dahi manevi tazminata hükmedilmesi olanaklı değildir.’
- Failin eyleminin kusurundan ileri gelmesi veya kusursuz sorumluluk hallerinden birinin bulunması gerekir(örneğin, adam çalıştıranın sorumluluğu gibi). Ancak asıl sorumluluk rejiminin kusurdan kaynaklı olduğunu bilmek gerekir.
- Hâkimin bedensel zarardan kaynaklanan manevi zararın tazmini için olayın özelliklerini de nazara alması gerekir. Örneğin, acı ve ızdırabın uzun süreli ve ağır olması tazminat istemini haklı kılar. Yine zararın meydana gelmesinde mağdurun(zarar görenin) kusurunun olması da manevi tazminat isteminde nazara alınır. Nitekim aynı husus Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin, E. 2016/177/97, K. 2019/7350 sayılı kararında da ifade edilmiştir: ‘Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de göz önünde tutularak, hak ve nasafet kralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira M.K’nun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hâkimin hak ve nasafete göre hükmedeceği öngörülmüştür.’
- Eğer beden bütünlüğü zedelenen değil de bir başkası manevi tazminat isteminde bulunuyorsa, TBK 56/2’deki unsurların bir arada bulunması gerekir. Şöyle ki:
- Davacının bedensel bütünlüğü ağır bir şekilde zedelenen veya ölen kişinin yakını olması gerekir. Yakın kavramından, zararın varlığı halinde bundan etkilenmesinin doğal karşılanacak olduğu kişilerin anlaşılması gerekir. Akrabalık ilişkisinin varlığı gerekmez. Örneğin, yıllardır aynı evi paylaşan ev arkadaşı veya nişanlı gibi.
- Bedensel zarar ağır olmalıdır. Örneğin, dişi kırıldı diye ana ve babanın manevi tazminat isteminde bulunması söz konusu olmamalıdır. Ölüm halinde ise zararın ağırlığından söz edilmez. Çünkü ölüm vücuda yönelik en ağır zarardır. ‘Yaralanan sigortalının yakınlarının manevi tazminat davası bakımından hak sahipliği durumu ön şartı olarak “ağır bedensel” zarar koşulunu getirmiştir. Somut olaya gelince; davacı kazalının yaralanmasının ağır bedensel zarar teşkil etmediği dikkate alındığında davacılar eş ve çocuklar yönünden manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmesi gerekirken…’(Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2018/5037, K. 2019/4405)