Skip to main content

Yoldaş Hukuk

Manevi Tazminat Davası

  1. Genel Olarak
Manevi zarar, kişilik haklarına hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilen saldırıdan doğan acı ve elem olarak ifade edilebilir. Tartışmalı olmakla birlikte manevi tazminatın amacı da söz konusu acı, elem ve ızdırabın yarattığı ruhsal yönde meydana gelen bozukluğun ortadan kaldırılmasına hizmet etmektir. Maddi tazminattan farklı olarak, meydana gelen varsayımsal zararın giderilmesi için genellikle bir miktar paranın ödenmesine karar veriliyor olması da aslında kurumun amacı doğrultusunda karmaşıklığını ifade etmektedir. Manevi tazminat istemine ilişkin Türk Borçlar Kanunu’nun 56 ve 58.maddelerinde ikili bir ayrımdan hareketle düzenleme yapılmıştır. TBK 56, bedensel bütünlüğün zedelenmesinden kaynaklanan zararın giderilmesine; TBK 58 ise bedensel bütünlük dışındaki kişilik haklarına yapılan saldırı sonrasında meydana gelen zararın giderilmesine ilişkindir.
  1. TBK 58’den Kaynaklanan Manevi Tazminat Davası(Kişilik Haklarının Zedelenmesi)
Türk Borçlar Kanunu’nun 58.maddesine göre, Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.’ Söz konusu düzenlemenin uygulanma koşulları şu şekildedir:
  • Bir kimsenin kişilik haklarına bir saldırı gerçekleşmiş olmalıdır. Bedensel bütünlüğün zedelenmesi ve ölüm hallerinde manevi tazminat istemi TBK 56’da özel olarak düzenlenmiş olduğundan, burada söz konusu olan kişilik hakları vücut bütünlüğü ve yaşam hakkı dışındakilerdir. Örneğin; onur, şeref ve saygınlık, özel hayatın gizliliği, hareket özgürlüğü vb. Kişilik haklarının sınırının çizilmesi mümkün değildir. Hızla gelişen dünya karşısında kişilik haklarına dâhil olan hususların da artması kaçınılmazdır. Kişilik haklarına saldırı teşkil etmeyen bir hususa dayalı olarak açılan davanın kabul edilmesi söz konusu olamaz. Aynı husus Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nin E. 2013/3686, K. 2013/6552 sayılı kararında da ifade edilmiştir: ‘Dava, bağımsız bölümün üst katından gelen su akıntısı nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebin ilişkindir. 6098 Sayılı Kanun 58.m. uyarınca manevi tazminata hükmedilebilmesi için, davalının kusurlu davranışı sonucu davacıların kişilik haklarının saldırıya uğraması gerekir. Ancak, davalının bağımsız bölümündeki su akıntısından dolayı davacıların dairesinde oluşan hasar ve zararın davacıların kişilik haklarına yönelik bir özelliği bulunmayıp doğrudan doğruya malvarlığı ( mülkiyet ) hakkına tecavüz niteliği taşımaktadır. Eldeki davanın salt maddi tazminatı gerektirebileceği gözetilmeden, manevi tazminata da hükmedilmesi doğru görülmemiştir.’
  • Kişilik haklarına saldırı teşkil eden eylem hukuka aykırı olmalıdır. Yani hukuka aykırılığı ortadan kaldıran sebeplerin varlığı halinde haksız bir saldırıdan söz edilemez. Örneğin, TMK 24/2’de ifade edilen, mağdurun rızası, daha üstün nitelikli özel ya da kamusal yarar, kanun hükmünü icra ve TBK 64.2de ifade edilen meşru savunma gibi. Nitekim hakkın kullanılması hukuka uygunluk sebebine vurgu yapan Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin E. 2017/2181, K. 2017/4173 sayılı kararı şu şekildedir: Davalının davacıya sarf ettiği iddia olunan söz ve eylemlerin bir kısmının sübut bulmadığı anlaşılmaktadır. Sarf edilen bir kısım sözlerin ise eleştiri sınırları içerisinde kaldığı ve yine bir kısım ifadelerin de değer yargısı niteliğinde olduğu değerlendirilerek davanın tümden reddi gerekir.’
  • Manevi bir zarar bulunmalıdır. Manevi zararın, kişilik haklarının ihlali karşısında duyulan elem ve ızdırap olduğunu ifade etmiştik.
  • Zarar ile hukuka aykırı eylem arasında uygun nedensellik bağı bulunmalıdır. Manevi zarara yol açan eylem bir haksız fiil olduğundan, haksız fiilin unsurlarından olan uygun nedensellik bağının aranması gerektiği hususu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
  • Manevi zarara yol açan failin/davacının uygun nedensellik bağı bulunan hukuka aykırı eyleminden sorumlu tutulabilmesi için kendisine kusur atfedilebilmesi veya kusursuz sorumluluk hallerinden birinin bulunması gerekir. Kusur; kast, ihmal şeklinde ortaya çıkabilir. Kusurun bulunması tazminata hükmetmek bakımından yeterli iken kusurun derecesi tazminat miktarının tayininde önem arz eder. Kusursuz sorumluluk halleri bakımından ise TBK’nın genel hükümlerinde yer alan özel düzenlemelerin şartlarının varlığı, manevi tazminat istemini haklı kılar. Örneğin; hakkaniyet sorumluluğu(TBK 65), adam çalıştıranın sorumluluğu(TBK 66), yapı malikinin sorumluluğu(TBK69).
  • Kanun metninde yer almayan ancak Yargıtay içtihatlarıyla geliştirilen bir koşul olarak kabul edildiğinde matufiyet unsurunun da gerçekleşmiş olması gerekir. Bu husus Yargıtay 4.Hukuk Dairesi’nin 2016 tarihli bir kararında da vurgulanmıştır: ‘Davacı, davalının bir televizyon programında kullandığı hakaret niteliğindeki sözlerle kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu iddia ederek uğradığı manevi zararın ödetilmesini istemiştir. Programdaki konuşma içeriği incelendiğinde, davacının isminin geçmediği görülmektedir. Normal düzeydeki bir kişinin davaya konu konuşmayı dinlediğinde davalının davacıyı hedef aldığı sonucuna varamayacağından konuşmanın davacıya matuf olduğu ve matufiyet unsurunun gerçekleştiğinden söz edilemez. Matufiyet unsuru yokluğundan davanın reddi gerekir.’
  • TBK 56’dan Kaynaklanan Manevi Tazminat Davası(Bedensel Bütünlüğün Zedelenmesi)
Türk Borçlar Kanunu’nun 56.maddesine göre, ‘Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.’ Söz konusu düzenlemenin uygulanma koşulları şu şekildedir:
  • Tazminat isteminin haklılığı için bedensel bütünlüğün zedelenmesi hukuka aykırı bir fiilden kaynaklanmalıdır. Öncelikle nedensellik bağının bulunması(silahlı saldırıya uğrayan mağdurun yarasının ağır olmasından dolayı çektiği acı), daha sonra da hukuka aykırılığı kaldıran bir nedenin(meşru savunma) bulunmaması gerekir.
  • Hukuka aykırı eylem sebebiyle üzüntü, elem ve ızdırap çekilmelidir. Bu husus Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2017 tarihli bir kararında da ifade edilmiştir: ‘Manevi tazminata hükmedilebilmesi için, şahsiyet hakkının hukuka aykırı bir şekilde zarara uğraması gerekir. Kişilik haklarının zarar görmediği hallerde, eylem hukuka aykırı olsa dahi manevi tazminata hükmedilmesi olanaklı değildir.’
Duyulan üzüntü ve elemin belli bir yoğunlukta olması gerektiği Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin E. 2014/18302, K. 2015/2987 sayılı kararında ifade edilmiştir: ‘Davalıların bilet bedeli ve uçuş olmadığı için havaalanına geliş gidiş ücretinden sorumlu oldukları uçak seferinin gerçekleşmemesiyle birlikte davacının normal bir şekilde manevi sıkıntı yaşamasının doğal olduğu, fakat bu manevi sıkıntının tazminatı gerektirmesi için işin olumsuz sonuçlanmasının doğası gereği olan sıkıntıdan fazlaca bir sıkıntının meydana gelmesi gerektiği, her ne kadar davalı tedavi için Ankara’ya gideceğini belirtmiş ise de; bu konuyu ispatlar herhangi bir belge veya tanık bulunmadığı, böylelikle davacının manevi zarar gördüğünü ispatlayamadığı gerekçesiyle…(manevi tazminat isteminin reddine)’ Bedensel zararlı çoğu olayda manevi zararın bulunduğunu da söylemek mümkündür. O yüzden mağdurun bedensel zarardan dolayı manevi bir acı çekmediğini ispat yükü, haksız fiil faili davalıdadır.
  • Failin eyleminin kusurundan ileri gelmesi veya kusursuz sorumluluk hallerinden birinin bulunması gerekir(örneğin, adam çalıştıranın sorumluluğu gibi). Ancak asıl sorumluluk rejiminin kusurdan kaynaklı olduğunu bilmek gerekir.
  • Hâkimin bedensel zarardan kaynaklanan manevi zararın tazmini için olayın özelliklerini de nazara alması gerekir. Örneğin, acı ve ızdırabın uzun süreli ve ağır olması tazminat istemini haklı kılar. Yine zararın meydana gelmesinde mağdurun(zarar görenin) kusurunun olması da manevi tazminat isteminde nazara alınır. Nitekim aynı husus Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin, E. 2016/177/97, K. 2019/7350 sayılı kararında da ifade edilmiştir: ‘Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de göz önünde tutularak, hak ve nasafet kralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira M.K’nun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hâkimin hak ve nasafete göre hükmedeceği öngörülmüştür.’
  • Eğer beden bütünlüğü zedelenen değil de bir başkası manevi tazminat isteminde bulunuyorsa, TBK 56/2’deki unsurların bir arada bulunması gerekir. Şöyle ki:
  • Davacının bedensel bütünlüğü ağır bir şekilde zedelenen veya ölen kişinin yakını olması gerekir. Yakın kavramından, zararın varlığı halinde bundan etkilenmesinin doğal karşılanacak olduğu kişilerin anlaşılması gerekir. Akrabalık ilişkisinin varlığı gerekmez. Örneğin, yıllardır aynı evi paylaşan ev arkadaşı veya nişanlı gibi.
  • Bedensel zarar ağır olmalıdır. Örneğin, dişi kırıldı diye ana ve babanın manevi tazminat isteminde bulunması söz konusu olmamalıdır. Ölüm halinde ise zararın ağırlığından söz edilmez. Çünkü ölüm vücuda yönelik en ağır zarardır. ‘Yaralanan sigortalının yakınlarının manevi tazminat davası bakımından hak sahipliği durumu ön şartı olarak “ağır bedensel” zarar koşulunu getirmiştir. Somut olaya gelince; davacı kazalının yaralanmasının ağır bedensel zarar teşkil etmediği dikkate alındığında davacılar eş ve çocuklar yönünden manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmesi gerekirken…’(Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2018/5037, K. 2019/4405)
TBK 56/2’de özel olarak düzenlenen yansıma yoluyla manevi tazminat isteme hakkına sahip olan kişilerin TBK 58’den kaynaklı manevi zarar hallerinde de tazminat talep edip edemeyeceği hususu tartışmalıdır. TBK 56/2’de yakınlara dava hakkı veren kanun koyucunun TBK 58’de böyle bir düzenlemeye yer vermemiş olmasını farkına varmadan yapılan bir hata olarak kabul etmeyecek olursak, özel bir düzenleme olmadıkça hukuka aykırılık bağının bulunduğundan söz etmek zor olacak ve yakınların TBK 58’e dayanarak manevi tazminat talep etmesi halinde bunun kabulüne imkân bulunmayacaktır. TBK 58 ve TBK 56/1’e göre açılan tazminat davalarında davacı, kişilik haklarına yapılan saldırıdan manevi zarar duyan kişidir. TBK 56/2’ye göre açılan davada ise, ağır bedensel zarar veya ölümden manevi zarar gören yakınlardır. Davalı ise, hukuka aykırı ve kusurlu eylemi sonucunda bir kimseyi manevi olarak zarara uğratan kişidir. Türk Borçlar Kanunu m.56, m.58’den farklı olarak zararın giderim biçimi için yalnızca uygun bir paranın ödenmesine olanak tanımıştır. Yani bedensel bütünlüğü zedeleyen veya ölüme sebep olan saldırıyı sınayan bir karar verip onun yayımlanmasına hükmedemez. Yine davacının bir miktar paranın ödenmesi şeklindeki talebini kabul ettikten sonra hâkim, diğer giderim biçimlerinden birini seçemez. Dava sonunda hâkimin hükmedeceği manevi tazminat miktarının adil bir dengeyi gözetmesi gerekir. Tazminat miktarının yüksek tutulmasında failin ıslah olmasını sağlayıcı bir etkinin olduğu kabul edilebilir. Nitekim usuli bir husus olarak manevi tazminat istemlerinin kısmi alacak davalarına konu olamayacağına ilişkin bir karar şu şekildedir: ‘Hukuka aykırı bir eylem yüzünden çekilen elem ve üzüntüler, o tarihte duyulan ve duyulması gereken bir haldir. Başka bir anlatımla üzüntü ve acıyı zamana yaymak suretiyle, manevi tazminatın bölünmesi, bir kısmının dava konusu yapılması kalanın saklı tutulması olanağı yoktur. Niteliği itibariyle manevi tazminat bölünemez. Bir defada istenilmesi gerekir.’ (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2018/57, K. 2019/4707)
Paylaş: