Skip to main content

Yoldaş Hukuk

Mirasçılık Sıfatı

  1. Genel Olarak
Miras hukuku, kişinin ölümünden sonra ondan geriye kalan malvarlığı değerlerinin intikalini inceleyen bir alandır. Bu tarz bir intikalin üç önemli unsuru vardır. Bunlar; miras bırakan, mirasçı ve malvarlığının ölümden sonraki teknik adı olan terekedir. Miras bırakan, ölüm olayının bünyesinde gerçekleştiği gerçek kişiyi ifade etmektedir. Mirasçı, terekede kendi hakkı olduğunu iddia edebilecek gerçek veya tüzel kişidir. Tereke ise, miras bırakanın geride bıraktığı ve mirasçılara intikal edebilir malvarlığı değerlerinin tümüdür.
  1. Mirasçılık Sıfatı
Mirasçılık sıfatı, kimler mirasçı olabilir sorusuna verilen yanıt ile tanımlanabilecek bir kavramdır. Bu soruya yanıt verirken mirasçının sahip olması gereken belli başlı özelliklerin neler olduğunun ortaya konması gerekir. Peki, bir mirasçı hangi özelliklere sahip olmalıdır?
  • Mirasçı, miras bırakanın ölümü anında hak ehliyetine sahip olmalıdır. Anayasal bir hak olan miras hakkı, aynı zamanda hak ehliyetinin bir uzantısıdır. Bilindiği üzere hak ehliyetine sahip olabilmek için tam ve sağ doğmuş olmak gerekir. Mirasçılık sıfatı bakımından ayrıca bir de miras bırakanın ölümü anında yaşıyor olmak zorunludur(TMK 580). Kısaca belirtmek gerekir ki, mirasın kendiliğinden intikalini öngören hukuk sistemimiz bakımından mirasçının tam fiil ehliyetinin varlığı aranmaz. Yeni doğmuş bir bebek dahi mirasçı olabilmektedir.
  • Mirasçı olabilmek için ayrıca mirasçı olmaya engel bir durumda bulunmamak gerekir. Yani mirastan feragat edilmemiş olmalı, yoksunluk veya ıskat sebebinin bulunmaması veya mirasın reddedilmemiş olması gerekmektedir.
Yukarıda ifade edilen iki önemli özelliği barındıran bir kimse mirasçı olabilir.
  • Mirasçılık Türleri
Bir kimsenin mirasçı olabilmesi en başta yasanın ona bu sıfatı atfetmiş olması halinde mümkündür. Buna yasal mirasçılık denir. Ancak miras bırakan kanunun çizdiği sınırlar içinde ölüme bağlı tasarruf düzenleme yoluyla da mirasçı atayabilir. Buna ise iradi mirasçılık denir. Yasal mirasçılar; eş, altsoy, büyük ana ve büyük baba da dâhil olmak üzere üst soy ve amca, hala, dayı, teyze ve yeğen gibi kan hısımlarıdır. Evlilik dışında doğmuş kimselerin mirasçı olabilmesi ise soy bağının, tanıma veya hakim hükmüyle kurulmuş olması koşuluyla evlilik içindeki hısımlar gibi baba yönünden mirasçı olurlar(TMK 498). ‘Davacı; miras bırakanın nikahsız eşinden dünyaya geldiğini, babası yerine amcasının nüfusunda kayıtlı olduğunu, gerçek babasının miras bırakan olduğunu iddia etmiştir. Mirasın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Türk Medeni Kanunu’nun 443. maddesine göre, nesebi sahih olmayan kişilerin baba yönünden mirasçı olabilmeleri ancak babalarının kendilerini tanımış veya babalığa hükmedilmiş olmasına bağlıdır. Dosyamızda davacının miras bırakan tarafından tanınması veya mahkemece babalığa hükmedilmesi söz konusu olmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekir.’(Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E. 2010/5402, K. 2011/171)   Evlatlık ve onun alt soyu, evlat edinme ile birlikte kan hısımları gibi mirasçı olabilmektedir(TMK 500). Ayrıca ‘Evlatlık ve alt soyu evlat edinene kan hısmı gibi mirasçı olacağından evlatlığın evlat edinenden daha önce ölmüş olması onun füruğlarının evlat edinenin mirasçısı olmasına engel teşkil etmez.’(Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2004/716, K. 2004/1392) Yasal mirasçıların son sırasında ise Devlet yer almaktadır(TMK 501). ‘Mahkemece, davanın re’sen araştırma prensibine tâbi olduğu gözetilerek, murisin altsoyu dahil mirasçı olabilecek kişilerin tümünün sağ olup olmadıklarını gösterecek şekilde nüfus aile kayıtlarının eksiksiz olarak getirtilmesi, bu bilgilerin elde edilebilmesi için tüm imkanların kullanılması, daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek varsa mirasçılarının belirlenmesi, yapılan tüm araştırmalara rağmen herhangi bir mirasçının tespit edilememesi halinde son mirasçının Hazine olduğu gözetilerek mirasçılık belgesi verilmesi gerekir.’(Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E. 2016/205, K. 2017/9321) Yasal mirasçılar da kendi içinde saklı paylı olan ve saklı paylı olmayan mirasçılar olarak ikiye ayrılmaktadır. Saklı paylı mirasçılar; eş, ana ve baba ile alt soydur. Kanun koyucu bu kimselerin miras bırakan ile özel bir yakınlık içinde bulunmasından dolayı onları korumak amacıyla saklı paylı mirasçılık kurumuna yer vermiştir. Saklı paylı olmayan mirasçılar ise, yukarıda adı geçen saklı paylı mirasçılar dışında kalan yasal mirasçılardır. TMK 495 vd. maddelerinde yasal mirasçıların hangi durumlarda ve hangi oranlarda mirasçı olacakları ifade edilmiştir. Bu düzenlemeler miras hukukumuzda geçerli olan zümre sistemine dayanmaktadır. Kan hısımlığına dayanan yasal mirasçılıkta zümreler sınırlandırılmış ve zümreler arası öncelik ilkesi benimsenmiştir. Zümre içinde ise halefiyet yoluyla sadece kan hısımları mirasçı olabilir. Bu sebeple birinci zümrede ( altsoy ) mirasçı bulunduğu takdirde ikinci zümreye ( ana, baba ve kardeşler ) miras intikal etmez. Birinci zümre, miras bırakanın alt soyundan oluşmaktadır. İkinci zümrede ise, miras bırakanın ana, baba, kardeş ve kardeş çocukları vd. yer almaktadır. İkinci zümrede kan hısımları bakımından kural olarak bir sınırlama yoktur. Üçüncü zümrenin mensupları da büyük ana ve büyük baba, amca, hala, dayı teyze, yeğendir. İradi mirasçılar; miras bırakanın ölüme bağlı tasarruflar ile ortaya koyduğu iradesi sonucunda mirasçı sıfatını kazanan mirasçılardır. İradi mirasçılık bir vasiyetnameden kaynaklanabileceği gibi bir miras sözleşmesinden de doğabilir. İradi mirasçılar da kendi içinde atanmış mirasçı ve vasiyet alacaklısı olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Atanmış mirasçı, yasal mirasçılar gibi külli halef mirasçıdır. Yasal mirasçıdan tek farkı ise mirasçılığın kaynağıdır. Vasiyet alacaklısı ise, miras bırakan tarafından kendisine bir şey vasiyet edilen kimsedir. Ancak onun mirasçılığı külli değil cüz’idir ve terekeye karşı vasiyeti talep edebileceği bir alacak hakkı vardır. Mirasçı atanmasına ilişkin Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin E. 2010/12478, K. 2010/19947 sayılı kararında şu hususların üzerinde durulmuştur: ‘Medeni Kanunun 600. maddesi muayyen mal vasiyetini kapsayıp mirasçı atanmasını kapsamaz. Atanmış mirasçılarda ise miras, miras bırakanın ölümü ile kazanılır. Mirasçı atanan kişi miras bırakanın ölümü ile tereke üzerinde doğrudan ve kendiliğinden bir ayni hak kazanır. Bu durumda, miras bırakandan intikal eden ayni hakların, atanmış mirasçı adına tescili için vasiyetnamenin yerine getirilmesi davasına dolayısıyla mahkeme hükmüne ihtiyaç yoktur. Atanmış mirasçıya, buna ilişkin mirasçılık belgesi verilmesi yeterli olup, bu nitelikteki belge ile ayni hakların bu kişi adına tapuda ( resmi senet düzenlenmeksizin tescili ) mümkündür.’ Yine mal vasiyetine ilişkin bir karar da şu şekildedir: ‘Kendisine belirli bir mal vasiyet edilen kimsenin, durumu ise daha farklıdır. Medeni Kanun madde 600 gereği kendisine belirli bir mal vasiyet edilen kimse, bu vasiyeti yerine getirmekle yükümlü olan varsa ona, yoksa yasal ve seçilmiş mirasçılara karşı açacağı istihkak davası ile malın kendisine teslimini isteyebilir. Görüldüğü gibi, vasiyetnamenin açılmış olması, terekenin seçilmiş ( ve külli mirasçı durumundaki ) kişi ile kendisine belirli bir mal vasiyet edilene ( cüz’i mirasçıya ) geçmesini sağlamaya yeterli olmamaktadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2007/2-2K. 2007/10) Eğer miras bırakan tarafından iradi bir mirasçı atanmamışsa, tereke yasal mirasçılık kurallarına göre dağıtılacaktır.
Paylaş: