Skip to main content

Yoldaş Hukuk

Muris Muvazaası

  1. Genel Olarak
Sözleşme, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları ile kurulmaktadır. Sözleşme taraflarının iradelerinin birbirine uygun olmaması, bir hukuki işlem olan sözleşmenin kurucu unsurlarında eksiklik anlamına gelmektedir. Kurucu unsurları olmayan bir sözleşme düşünülemez. İrade beyanlarının birbirine uygunluğunu sekteye uğratabilecek hususlar; taraflarca istenmeden meydana gelebileceği gibi bilerek/ istenerek de yaratılabilir. Taraflardan birinin irade beyanının gerçek arzusuna aykırı olması durumunu bilerek ve isteyerek meydana getirdiği haller; zihni kayıt ve latife beyanıdır. İki tarafın irade beyanları arasında istenerek meydana getirilen uygunsuzluk ise muvazaadır. Bahsi geçen irade beyanlarının gerçek arzuya uymaması hallerine bağlanan sonuçlar da farklı olmaktadır.
  1. Muvazaa Nedir?
Yukarıda da kısaca tanımlandığı üzere muvazaa, tarafların anlaşarak gerçek arzularını yansıtmayan irade beyanlarında bulunmaları halidir. Muvazaa 07.10.1953 T., 8/7 K. YİBK’nda şu şekilde tanımlanmıştır: ‘Açıklanan beyanlarının asıl amaçlarına uymadıklarını bildikleri halde tarafların kastettikleri durumdan başka bir hukuki ilişkide kendilerini anlaşmış gibi göstermiş olmaları halidir.’ Bu tanım ve doktrinde yapılan çeşitli tanımlar doğrultusunda muvazaanın dört unsurunun olduğu söylenebilir. Bunlar:
  • Görünürdeki İşlem
  • Gizli İşlem
  • Muvazaa Anlaşması
  • Üçüncü Kişileri Aldatma Kastı
Görünürdeki işlem, muvazaalı sözleşme taraflarının gerçekte sahip olmadıkları halde dışa yansıyan şekildeymiş gibi irade beyanında bulundukları işlemdir. Gizli işlem ise, muvazaanın iki ana türünden olan mutlak ve nispi muvazaadan yalnızca nispi muvazaa için söz konusu olan ve tarafların görünürdeki işlemin arkasında saklamak istedikleri gerçek irade beyanları sonucunda yapmış oldukları sözleşmedir. Muvazaa anlaşması, tarafların gerçek iradeleri dışında yansıttıkları sözleşmenin geçersiz olacağı yönünde anlaştıklarını ve bu işlemi sırf üçüncü kişileri aldatmak kastıyla yaptıklarını gösteren bir sözleşmedir. Belirtmek gerekir ki muvazaa anlaşması herhangi bir geçerlilik şekline tabi olmamakla birlikte, HMK 200 gereğince yazılı delille ispatlanması gereken bir muameledir. Bir sözleşmenin muvazaalı olduğunu söyleyebilmek için taraflarda mutlaka üçüncü kişileri aldatma kastı bulunmalıdır. Bu aldatma kastının ise üçüncü kişileri zarara uğratma kastından farklı olduğunu söylemek gerekir. ‘Görünürdeki işlemin muvazaa sebebiyle geçersiz olduğu iddiası, hukuken korunması gereken bir hakkı olan 3. kişiler tarafından da ileri sürülebilir. Zira 3. kişinin muvazaalı bir hukuki işlem ile zarara uğratılması, ona karşı işlenmiş bir haksız fiil niteliğindedir…’(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2002/6-618, K. 2002/659)
  • Muvazaanın Türleri ve Muvazaanın Hüküm ve Sonuçları
Muvazaanın çeşitli türleri vardır. Taraflar gerçekte hiçbir sözleşme yapmak istemedikleri halde üçüncü kişileri aldatma amacıyla görünürde bir sözleşme yapmışlarsa mutlak muvazaadan söz edilir. Ancak tarafların gerçek iradeleri görünürde yaptıkları sözleşmeden başka bir işlem yapmak ise ve bunu gizli tutarak yapmışlarsa nispi muvazaadan söz edilir. Bir de tarafların yaptıkları sözleşmeden kaynaklı olarak vergi vb. yükümlülüklerin çok fazla olmasından dolayı bunu az ödemek için sözleşmede edim değerini düşük gösterdikleri bedelde muvazaa vardır. Bahsi geçen muvazaa türlerinden mutlak ve nispi muvazaada görünürdeki işlem tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığı için hüküm ve sonuç doğurmaz(TBK 19/2). Yalnızca nispi muvazaada söz konusu olan gizli işlem ise, tarafların gerçek iradelerine uygun bir işlemdir. O yüzden diğer tüm geçerlilik koşullarını sağlamak kaydıyla geçerli bir muamele olarak kabul edilir. Bedelde muvazaanın sonucu ise Yargıtay tarafından da benimsenen çözüm doğrultusunda edim değerinin eksik gösterilen kısmına düşen vergi ve harçların cezalı olarak tahsil edilmesidir.
  1. Muris Muvazaası Nedir?
Muris muvazaası, nispi muvazaanın bir türlü olarak miras hukuku alanında miras bırakanın mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla giriştiği bir işlemdir. Muris muvazaası mevzuatımızda özel olarak yer almış bir kurum değildir. Uygulamada bu konuda içtihat birliğini sağlamak amacıyla 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na ihtiyaç duyulmuştur. Söz konusu İBK, miras bırakanın tapulu taşınmazlarının devrinde yaptığı muvazaalı işlemlerde uygulama alanı bulur. Nitekim bu husus İBK şu şekilde ifade edilmiştir: ‘Bir kimsenin mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında Tapu Sicil Memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklanmış olduğunun gerçekleşmiş bulunması halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılarının, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu’nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Türk Medeni Kanunu’nun 507. Ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına…’ Muris muvazaasının unsurları ise şu şekildedir:
  • Görünürdeki İşlem: Miras bırakan saklı paylı olsun veya olmasın mirasçılarından mal kaçırmak arzusuyla bağışlamak arzusunda olduğu tapulu bir taşınmazını karşı tarafa satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile devretmiş olduğu sözde sözleşmedir. Bu görünürdeki sözleşmeler tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığından geçersizdir. Bu geçersizliğin ileri sürülmesi herhangi bir süreye bağlı olmadığı gibi hakim tarafından da re’sen nazara alınır.
  • Üçüncü Kişileri Aldatma Kastı: Muvazaada tarafların mutlaka üçüncü kişileri aldatma kastı bulunmalıdır. Muris muvazaası bakımından aldatılmak istenen üçüncü kişileri miras bırakanın mirasçılarıdır. Mirasçı sıfatı miras bırakanın ölüm tarihine göre belirlendiğinden(TMK 580) muvazaalı işlemin yapıldığı anda mirasçı sıfatına sahip olunması gerekmez.
  • Muvazaa Anlaşması: Muvazaanın olmazsa olmaz koşulu olan muvazaa anlaşması, miras bırakan ile tapulu taşınmazı devralan taraf arasında görünürde yaptıkları satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin hiçbir hüküm ifade etmediği hususunda anlaşmalarıdır.
  • Gizli İşlem: Nispi muvazaanın bir türü olduğunu ifade ettiğimiz muris muvazaasında miras bırakan ile sözleşme tarafının gerçek iradelerine uygun olarak yapılan ve diğer geçerlilik şartlarını da sağlaması koşuluyla hüküm ifade eden, üçüncü kişilerden saklanan sözleşmedir. Muris muvazaasında gizli sözleşme her zaman bağış sözleşmesi şeklindedir.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.’(Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2016/17017, K. 2020/1544)
  1. Muris Muvazaasının Hüküm ve Sonuçları
Muvazaada görünürdeki işlem tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığından geçersiz iken gizli işlem kural olarak geçerlidir. Ancak muris muvazaasında gizli işlem her zaman bağış olunca, bağışlanan sözleşme konusuna göre uyulması gereken diğer geçerlilik şartlarının mevcut olmaması gizli işlemin de geçersiz olması anlamına gelmektedir. 1974 Tarihli İBK kararında da ifade edildiği gibi tapulu bir taşınmazın dâhil olduğu muvazaa işleminde gizli sözleşme olan bağışlama, TBK 237 ve TMK 706’da öngörülen şekle uyulmadığından geçersiz olacaktır. Oysa devredilen şey tapusuz taşınmaz veya bir taşınır olsaydı, görünürdeki işlem yine geçersiz olacak ise de gizli işlem olan tapusuz taşınmazların ve taşınırların bağışı herhangi bir şekle tabi olmadığından birbirine uygun irade beyanları doğrultusunda geçerli olacaktı.
  1. Muris Muvazaasından Kaynaklanan Tapu Sicilinin Düzeltilmesi Davası
Muris muvazaasın doğrultusunda yapılan gizli işlem olan bağış, şekle aykırılıktan dolayı geçersiz olduğundan miras bırakanın tapulu taşınmazını devrettiği sözleşmenin karşı tarafı adına tapuda yapılan tescil yolsuzdur. Yolsuz tescil ise hak durumunda hiçbir değişiklik meydana getirmez. Yani taşınmazın gerçek maliki, hala miras bırakan daha doğru bir ifadeyle onun ölümünden sonra terekenin elbirliği ile maliki olan mirasçılardır. Tapuda malik olarak görünen sözleşme tarafı taşınmaz mülkiyetini kazanamadığından mirasçılar ona karşı tapu sicilinin düzeltilmesi davasını(TMK 1025) açarak dava sonunda sicilin gerçek hak durumunu yansıtmasını sağlayabilirler. ‘Muvazaa nedeniyle geçersiz bir sözleşmeye dayanılarak temlik edilen taşınmazın tapu kaydı yolsuz tescil hükmündedir. Tapuda yapılan temlik ve tesciller sebebe bağlı işlemler olduğundan tapunun dayanağı olan sözleşme geçersiz ise tapu kaydının da Medenin Kanunun 1025. maddesine göre iptali gerekir.’(Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2005/6029, K. 2005/6521) Muris muvazaası sebebiyle açılan davada davacı, saklı paylı olsun veya olmasın tüm mirasçılardır. Miras bırakanın ölümünden önce bu davanın mirasçılar tarafından açılması mümkün değildir. Ayrıca mirasçı sıfatını kazanmaya engel durumları bünyesinde barındıran kimseler bu davanın davacısı olamaz. ‘Özellikle, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak eldeki davanın açıldığı, dava tarihi itibari ile temliki yapan A.R.’nin sağ olduğu, bu durumda muris muvazaası iddiasının dinlenemeyeceği dava dilekçesinde ehliyetsizlik hukuksal nedenine de dayanılmadığı anlaşıldığına göre…”(Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2013/21279, K. 2014/3467) Bu davanın davalısı ise, miras bırakanın taşınmazı devrettiği sözleşme tarafı, ölümü halinde mirasçılarıdır. Taşınmazı kötü niyetle devralan kişiye karşı da açılabilir(TMK 1023). ‘Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalar, miras bırakanın muvazaalı sözleşme ile taşınmazı devrettiği kişi, onun mirasçısı ya da muvazaalı yahut kötü niyetli olarak taşınmazı devralan ikinci ve sonraki el durumunda bulunan kişiler aleyhine açılabilir.’(Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2014/19395, K. 2017/762) Söz konusu davada görevli mahkeme malvarlığına ilişkin bir dava olduğundan değer ve miktarına bakılmaksızın HMK 2 gereğince Asliye Hukuk Mahkemesidir. Tapulu taşınmaz hakkında açılan muvazaa temelli davada HMK m. 12 uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Muris muvazaası doğrultusunda açılacak tapu sicilinin düzeltilmesi davası, ayni hakka dayandığından herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir. ‘Muris muvazaası iddiasına dayalı davaların, terekeye karşı yapılan haksız fiil niteliği taşıdığı ve yolsuz tescil niteliğinde olduğundan, herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman açılabileceği sapma göstermeyen yargısal içtihatlar ve aynı yöndeki öğreti görüşü ile benimsenmiştir.’(Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2015/11864, K. 2018/10988)
  • Muvazaa Hukuksal Sebebine Dayalı Tapu Sicilinin Düzeltilmesi Davasında İspat
Öncelikle ifade etmek gerekir ki muvazaalı işlemin taraflarından biri aralarındaki muvazaa anlaşması gereğince tapu sicilinin düzeltilmesi davası açıyorsa davacı taraf, muvazaa iddiasını ancak yazılı bir delille ispat edebilir. Muvazaalı olarak tapulu taşınmazını devreden taraf ölürse külli halef mirasçıları davaya devam ederler ve bu durumda mirasçıların iddialarını ispat edebilmeleri miras bırakana halef olduklarından yazılı delilin varlığına bağlıdır. Ancak kendilerinden mal kaçırılan mirasçılar, muvazaalı işlemin tarafı olmayıp bu işlemden zarar gören üçüncü kişi konumunda olduklarından, açacakları ayrı bir davada onların muvazaa iddialarını ispatlamaları için yazılı delil sunmaları gerekmez. Bu husus ‘Senetle İspat Zorunluluğunun İstisnaları’ başlıklı HMK 203/1/d’de ifade edilmiştir. Yani her türlü delil onların iddialarını ispatlayabilmeleri için söz konusu olabilir. Bu halde mirasçılar tanık da dinletebilirler. Üçüncü kişi konumundaki mirasçıların açtığı davada onların iddialarını ispatlayabilmeleri için Yargıtay tarafından belli olgularla miras bırakanın asıl iradesinin saptanması gerektiğine vurgu yapılmıştır. Nitekim Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin E. 2016/17199, K. 2020/1527 sayılı kararında şu ifadelere yer verilmiştir: ‘Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan…(yararlanılmalıdır)’
Paylaş: