Skip to main content

Yoldaş Hukuk

Nişanın Bozulması Sebebiyle Tazminat ve Hediyelerin Geri Verilmesi

  1. Genel Olarak
Nişanlanma, kadın ve erkeğin ileride birbirleriyle evleneceklerine yönelik vaatte bulunmasıdır. Nitekim TMK 118’de ‘Nişanlanma, evlenme vaadiyle olur.’ denilmek suretiyle nişanlanmanın aynı yönde irade açıklaması olduğu, nişanlılığın ise irade beyanlarının dışa vurumu ile meydana gelen hukuki bir kurum olduğu dolaylı olarak ifade edilmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin E.2016/2846, K. 2017/8285 sayılı kararında nişanlanmanın sözleşme niteliğine değinilmiş ve irade beyanlarının örtülü olabileceği ifade edilmiştir: ‘TMK’nın 118. maddesi uyarınca nişanlanma; karşılıklı evlenme vaadi içeren aile hukukuna özgü bir sözleşmedir. Nişan sözleşmesi birbiriyle evlenmek isteyen kadın ve erkeğin bu husustaki iradelerini açıklamalarıyla meydana gelir. Taraflar iradelerini şekle bağlı veya örtülü olarak açıklayabilirler. Evlenme vaadi açık olmadığı takdirde hangi sözlerin ve davranışların buna delalet edeceği çevrede hakim olan telakkilere, tarafların kişisel durumuna ve bağlı oldukları sosyal tabakaya göre belirlenir. …Davacı tarafından delil olarak sunulan e-mail ve mesajlaşma dökümleri incelendiğinde, tarafların evlenme vaadinde bulundukları anlaşılmaktadır.’ Nişanlanmaya evlilikten önce hemen her zaman rastlanmakla birlikte TMK 119’da da ifade edildiği gibi ‘Nişanlılık, evlenmeye zorlamak için dava hakkı vermez.’ Ancak bu hükümden yola çıkarak evlenme vaadinde bulunan kadın veya erkek haklı bir sebep olmadıkça nişanlılık ilişkisini ortadan kaldırırsa bunun mali sonuçlarına katlanmak zorunda kalır. Yani evlenmeye zorlama hakkı vermez şeklinde ifade bulan TMK 119 hükmünü nişanlılardan her birinin dilediği anda nişandan dönebileceği şeklinde anlamamak gerekir. Nişanlılık, evlenme vaadiyle hukuk âleminde doğan bir kurum olduğundan, esasında bu kurumu sona erdiren en doğal hal evliliktir. Ancak ölüm, taraflardan birinin sonradan başka birisiyle nişanlanması(ilk nişanlılık ilişkisini örtülü olarak sona erdirdiği kabul edilmektedir.), bozucu şartın gerçekleşmesi(söz konusu bozucu şartın kişilik haklarını aşırı sınırlandırıcı olmaması gerekir(TMK 23).), imkansızlık(örneğin cinsiyet değişikliği. Nişanlanma evlenme vaadi olduğundan ileride evlenmesi mümkün olmayan iki kişinin nişanlılık ilişkisi cinsiyet değişikliği ile birlikte imkânsızlıktan dolayı sona erer.), anlaşma(bir sözleşmenin karşılıklı anlaşma ile sona erdirilmesi yani ikale yoluyla sona erme),  tek yanlı irade beyanıyla dönme(nişanın bozulması) hallerle de nişanlılık ilişkisi sona erer.
  1. Nişanın Bozulmasından Kaynaklanan Tazminat İstemi
Nişanlılardan her biri daha önce yapmış olduğu evlenme vaadinden herhangi bir sebep göstermeden tek taraflı olarak dönebilir. Buna nişanın bozulması denir. Nişanının bozulması, haklı sebebe dayanabileceği gibi nişanlılardan her biri gerekçe gösterme zorunluluğu olmadan da ilişkiyi sona erdirebilir. Ancak nişanın bozulmasından kaynaklanan bazı istemler bu iki durum için farklı olmaktadır. Haklı bir sebebe dayanmadan nişanı bozan taraf, karşı tarafın maddi ve manevi zarara uğraması halinde tazminat ödemekle yükümlüdür.
  1. Maddi Tazminat
TMK 120’ye göre, ‘Nişanlılardan biri haklı bir sebep olmaksızın nişanı bozduğu veya nişan taraflardan birine yükletilebilen bir sebeple bozulduğu takdirde; kusuru olan taraf, diğerine dürüstlük kuralları çerçevesinde ve evlenme amacıyla yaptığı harcamalar ve katlandığı maddî fedakârlıklar karşılığında uygun bir tazminat vermekle yükümlüdür. Aynı kural nişan giderleri hakkında da uygulanır. Tazminat istemeye hakkı olan tarafın ana ve babası veya onlar gibi davranan kimseler de, aynı koşullar altında yaptıkları harcamalar için uygun bir tazminat isteyebilirler.’ Görüldüğü üzere söz konusu düzenlemenin hareket noktası, tazminat hukukuna hâkim olan kusur ilkesidir. Yani haklı sebep her iki tarafın kusurundan da kaynaklanmıyorsa, hiçbir taraf tazminat isteminde bulunamaz. Madde metninden de anlaşılacağı üzere, evlenmenin yapılacağına, nişanlanmanın geçerliliğine güvenen tarafça tazmini istenen masraflar ile evlenme vaadi olan nişanlılık arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Örneğin; nişan merasimi için kiralanan yerin bedeli, ortak evin kiralanması, mobilya satın alınması evlenme amacıyla yapılan tipik harcamalardır. Tüm bu masrafların istenebilmesinde sınırı ise dürüstlük kuralı çizmektedir(TMK 2). Maddi tazminat davasında davacı, nişanın herhangi haklı bir sebep olmadan sona erdirildiğini iddia edeceğinden, davalı haklı bir sebebin varlığını ispat etmek zorundadır. Aksi halde aleyhine tazminata hükmedilecektir. Hâkim, tazminat miktarını tespit ederken nişanın bozulmasında davacının da rolü olup olmadığını araştırıp, takdir yetkisini(TMK 4) kullanarak uygun bir tazminata hükmedecektir. Ayrıca ana baba ya da onlar gibi hareket edenler, dürüstlük kuralına uygun olarak yaptıkları nişan masrafları ve evlenmenin yapılacağı kanaatiyle yaptıkları masrafları isteyebilirler. Örneğin; evi damadın babasının kiralamış olması, mobilyayı gelinin annesinin almış olması gibi. Ana baba gibi hareket edenlerden anlaşılması gereken, nişan veya evlilik için masraf yapan kimselerdir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin E. 2005/7955, K. 2005/10266 sayılı kararında TMK 120/2’de yer alan kişilerin uğradığı zararların tazmini istemlerine değinilmiştir: ‘…evlenecekleri ümidi ile kızı için taksitle halı, yatak odası ve mobilya aldığını ve bu eşyaları tutulan eve götürdüğünü, ancak nişanın bozulmasından sonra eşyaları aldığı mağazaya iade ettiğini, mağaza sahiplerinin ödenen peşinat bedeli toplam 1.710.000.000 lirayı geri vermediklerini, bu nedenle uğradığı zarar bedeli 1.710.000.000 liranın davalılardan tahsilini talep etmiştir.’
  1. Manevi Tazminat
Nişanın bozulmasından kaynaklanan manevi tazminat istemini düzenleyen TMK 121’e göre, ‘Nişanın bozulması yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.’ Nişanın haklı bir sebebe dayanmadan bozulması bir haksız fiil teşkil etmektedir. Söz konusu haksız fiil karşısında kişilik hakları hukuka aykırı olarak zedelenen taraf, karşı taraftan TMK 121’e dayanarak tazminat isteyebilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin E.2013/20270, K. 2014/1180 sayılı kararında tazminat için üzüntünün belli bir boyuta ulaşması gerektiği ifade edilmiştir: ‘Dava, nişanın bozulmasından doğan hediyelerin iadesi ve tazminat talebine ilişkindir. Bir nişanın bozulmasının, taraflarda değişik şiddet ve ölçülerde de olsa üzüntü yaratması ve menfaatleri haleldar etmesi doğaldır. Doğal olan bu üzüntü ve menfaat ihlali manevi tazminata esas alınmaz. Ne var ki, davacı nişanın bozulması nedeniyle, fahiş bir zarara uğramış ve bu sebeple kişilik hakları da saldırıya uğramış ise bu durumun ispatı halinde manevi tazminata hükmedilebilir. Dosyadaki davalı tanıklarının beyanlarının davalı karşı davacının kişilik haklarına saldırıya uğrama durumunu kabule elverişli olmaması karşısında, davalı-karşı davacının manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekirken’ Maddi tazminat isteminden farklı olarak, nişanın bozulmasından kaynaklanan manevi tazminat isteme hakkı özel olarak sadece nişanlılar için düzenlenmiştir. Manevi tazminat istemi kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan bizzat kullanılır ve küçük veya kısıtlının yasal temsilcisinden rıza alması gerekmez. Nişanlılar dışında kalan kimselerin manevi tazminat istemleri genel hükümlere(TBK 58) tabidir. Madde metninden de anlaşılacağı üzere manevi tazminat davası sonucunda hâkim sadece uygun bir miktar paranın ödenmesine hükmedebilir. Yani TBK 58’de para yerine geçen diğer manevi tazminat türlerine hükmedilemez(saldırıyı kınayan karar ve bu kararın yayımlanması).
  • Hediyelerin Geri Verilmesi
Nişanlıların nişanlılık sürecinde birbirlerini karşı duydukları yakınlık ve bağlılıktan dolayı hediyeler vermiş olması olağandır. Ekonomik değeri olan her türlü kazandırma hediye kavramına dâhildir. Örneğin; yüzük, kolye bu kapsamdadır. TMK 122’ye göre, ‘Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir. Hediye aynen veya mislen geri verilemiyorsa, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır.’ Maddeden hareketle hediyelerin geri verilmesi koşullarını şu şekilde sıralayabiliriz:
  1. Hediye, nişanlılık dolayısıyla verilmiş olmalıdır. Söz konusu illiyetin varlığı nişanlanma sırasında doğabileceği gibi nişanlılık devam ederken de ortaya çıkabilir.
  2. Geri istenecek hediyelerin alışılmışın dışında olması gerekir. Hediyelerin alışılmışın dışında olup olmadığını hâkim takdir edecektir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin E. 2011/12811, K. 2011/17817 sayılı kararında giymekle, kullanılmakla tüketilen-eskiyen eşyaların iadesine karar verilemeyeceği ve alışılmışın dışında olma ölçüsünün nasıl belirleneceği ifade edilmiştir: ‘Kural olarak giymekle, kullanılmakla eskiyen ve tüketilen ( elbise, ayakkabı, kuaför gideri, pasta, meyve suyu vs, gibi ) eşyaların iadesine karar verilemez. Nişan hediyelerinin mutad sayılabilmesi, yöresel örf ve adete göre verilen hediyelerden olması yanında maddi değerinin de gününü koşullarına göre fahiş olmayan hediyelerden bulunmasına bağlı olup bu fahişlik olgusu da daha çok tarafların mali ve sosyal durumlarıyla ölçülmelidir. Nişanlının mali gücünü aşarak verdiği hediyenin onun yönünden mutat sayılması ve fahiş olmayacağının kabulü düşünülemez. Aksi halde, hediye verilen nişanlının haksız zenginleşmesine yol açılmış olur.’
  1. Geri vermeyi isteme hakkı, nişanlılar, ana ve babaları ya da ana baba gibi hareket eden kimselere aittir. Örneğin, nişanlının elinde büyüdüğü bakıcısı ana baba gibi hareket eden kimse kapsamındadır.
  2. Nişanın Bozulmasından Kaynaklanan Hediyelerin Geri Verilmesi Usulü
Hediyelerin geri verilmesinin istenmesinde tazminat istemlerinden farklı olarak, kusur önemli değildir. Yani, nişanın bozulmasına kendi kusurlu davranışı ile sebep olan kimse de vermiş olduğu alışılmışın dışındaki hediyeleri geri isteyebilir. Hediyelerin geri verilmesi, hediye misli olsa dahi malvarlığında bulunuyorsa öncelikle aynen iadesi gerekir. Hediye misli bir eşya ise, malvarlığında bulunmaması halinde mislen geri verilecektir. Örneğin, çeyrek altın malvarlığında bulunmuyorsa, hediyenin geri verilmesi onun değeri ile bizzat misli ile yapılacaktır. Aynen iade veya mislen iade söz konusu olamıyorsa sebepsiz zenginleşme söz konusu olacaktır. Alışılmışın dışındaki hediyelerin geri verilmesi istemi, şahsi bir davadır. Çünkü hediye karşı tarafa verilmekle onun mülkiyetine geçmiştir, ayni istemli bir talebe yer kalmamıştır. Şahsi bir alacak söz konusu olduğundan TMK 123’de talep için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmüştür. TMK 123’e göre, ‘Nişanlılığın sona ermesinden doğan dava hakları, sona ermenin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.’ Nişanın bozulmasından kaynaklanan tazminat ve hediyelerin iadesi davalarının görülmesinde Aile Mahkemeleri görevlidir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin E. 2014/9406, K. 2015/2425 sayılı kararında bu husus şu şekilde ifade edilmiştir: ‘Somut olayda, tahsili istenilen maddi tazminat, Türk Medeni Kanununun İkinci Kitap, Birinci kısım, Birinci Bölümünde ( T.M.K. m. 121) düzenlenmiş olup, bu niteliği itibariyle uyuşmazlığın “Aile Hukukuna” dair bulunduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu borç, Aile Hukukundan doğduğuna göre açılan bu davanın, 4787 Sayılı Kanunun 4. maddesi gereğince Aile Mahkemesinde bakılması gerekmektedir. Görevli mahkeme aile mahkemesidir. Mahkemelerin görevi kamu düzenine dair olup, yargılamanın her aşamasında re’sen dikkate alınması gerekir. Görev konusunda kazanılmış hak da söz konusu olmaz.
Paylaş: