Skip to main content

Yoldaş Hukuk

Yasal Mirasçılık ve Miras Payları

  1. Genel olarak

Vesayet, Türk Medeni Kanunu’nun 396 vd. maddelerinde düzenlenen kamu hizmeti niteliği taşıyan yasal bir temsilcilik şeklidir. Vesayetin kamu hizmeti niteliği, vesayet altındaki kişilerin vesayet altına alınmasını gerektiren özel durumlarının korunmasında toplumsal bir yararın bulunmasından kaynaklanmaktadır. Vesayet kurumu, vesayet altına alınan kişilerin hem kişisel hem de malvarlıksal değerlerinin korunması amacına hizmet etmektedir. Vesayeti gerektiren haller Türk Medeni Kanunu’nda (404 ve 405. madde) sınırlayıcı bir şekilde düzenlenmiştir. Kanunda yer almayan herhangi bir sebeple kişinin vesayet altına alınması talep edilemez.

  1. Vesayet Altına Alınmayı Gerektiren Sebepler

Vesayet altına alınmayı gerektiren sebeplerin kanunda sınırlayıcı bir sayıma tabi tutularak düzenlenmiş olduğunu ifade etmiştik. Bunlar; küçüklük (TMK m. 404) ve kısıtlama (TMK m. 405) olmak üzere iki ana sebepten oluşmaktadır.

  1. Küçüklük

TMK m. 404’e göre, “Velâyet altında bulunmayan her küçük vesayet altına alınır.” Küçüklük ile ifade edilmek istenen, 18 yaşını doldurmamış kişidir. Kanunun ifadesi doğrultusunda küçüklerin vesayet altına alınabilmesi, velayet altında olmamaları olumsuz koşuluna bağlıdır. Zira küçükler için asıl olan velayet altında olmalarıdır. Böylece velayet altında olmayan küçükler için benzer bir korunmanın vesayet ile sağlanması amaçlanmaktadır. Ayrıca Kanun görevlerini yaparlarken vesayeti gerektiren böyle bir hâlin varlığını öğrenen nüfus memurlarına, idarî makamlara, noterlere ve mahkemelere; bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirme görevi yüklemektedir (TMK m 404/f. 2).

  1. Kısıtlama

Kısıtlama, TMK 405-408 maddelerinde dört farklı sebeple vesayet altına alınma hali olarak düzenlenmiştir. Bunlar; Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı, Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim, Özgürlüğü bağlayıcı ceza ve kişinin kendi isteği üzerine kısıtlanma olmak üzere sınırlayıcı bir sayımla kabul edilmiştir. Kanunda düzenlenmiş bu dört kısıtlanma sebebi aynı zamanda, zorunluluk ve isteğe bağlılık bakımından da bir ayrıma tabi tutulabilmektedir. Zira isteğe bağlı kısıtlama sebepleri olan yaşlılık, engellilik, deneyimsizlik veya ağır hastalık sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetememe harici diğer kısıtlama sebeplerinde vesayet için kanuni bir zorunluluk getirilmiştir.

  1. Zorunlu Kısıtlama Sebepleri

Yukarıda ifade edilen zorunlu kısıtlama sebeplerinin varlığı ve tespiti halinde, kişinin kısıtlanmasına karar verilir. Bu kararın üzerinde kişinin herhangi bir etkisi söz konusu olamaz. Zira zorunlu kısıtlama sebeplerinde kişi, kanun tarafından üstün yararını kendisi koruyamayacak bir hal içerisinde kabul edilmiş olduğundan iradesinin bu yönde olduğu esas alınmıştır.

  • Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı: Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır.
  • Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim: Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır.
  • Özgürlüğü bağlayıcı ceza: Kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği üzerine kısıtlanır veya kendisine kayyım atanır.

 

  1. İsteğe Bağlı Kısıtlama Sebepleri

TMK m. 408’e göre, yaşlılığı, engelliliği, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her ergin kısıtlanmasını isteyebilir. Buna göre kanunda sayılı sebeplerin herhangi birinin şahsında varlığını ispat eden her birey, kısıtlanma talebinde bulunabilir. Kişinin talebi, kanuni bir zorunluluktur. Bu talep kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanımı niteliğinde olduğundan tam fiil ehliyetine sahip kişi tarafından bizzat kullanılmalıdır. Hakkın bizzat kullanımına imkân sağlamayan başkaca sebeplerin varlığı halinde ise, zorunlu kısıtlama sebeplerinin mevcut olup olmadığının sorgulanması gündeme gelebilecektir.

  • Vesayet Altına Alınmada Usul

TMK m. 397 uyarınca vesayet altına alınmada, vesayet makamı, sulh hukuk mahkemesidir. Buna göre, vesayet talebinin yöneltileceği ve vesayet kararına hükmedecek mahkeme sulh hukuk mahkemesi olarak karşımıza çıkmaktadır. İstisnai olarak, Çocuk Koruma Kanunu m. 7/7 hükmü uyarınca çocuk mahkemeleri de korunmaya muhtaç çocuklar hakkında Türk Medeni Kanunu hükümleri kapsamında vasi ve kayyım atamaya görevli olarak düzenlenmiştir.

Vesayet işlerinde yetkili mahkeme, küçüğün veya kısıtlama talep edilecek kişinin yerleşim yerindeki mahkemedir.

Her çeşit nafaka davaları ile velayet ve vesayete ilişkin dava ve işler basit yargılama usulüne tabi tutulmuştur. Buna ilişkin düzenleme HMK m. 316’da yer almaktadır. Bu durum vesayetin niteliğine de uygun düşmektedir. Zira basit yargılama usulü, daha çabuk sonuçlandırılması gereken, daha kısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş daha basit, daha seri bir yargılama usulüdür.

Bazı kısıtlanma sebeplerinde ilgilinin dinlenilmesi zorunlu tutulmuştur (TMK m. 409). Buna göre savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetimi veya isteği sebebiyle kısıtlanması gereken kişinin kısıtlama kararından önce dinlenmesi gerekmektedir.

Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ise ancak resmî sağlık kurulu raporu üzerine karar verilir. Bu sebeple kısıtlanma halinde de ancak kurul raporu göz önünde bulundurularak karar vermeden önce, hâkim tarafından kısıtlanması istenen kişinin dinlenmesine karar verilebilir.

Kısıtlama kararı verilip kesinleştikten sonra hemen kısıtlının yerleşim yeri ile nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilân olunur. Kısıtlama kararı, iyiniyetli üçüncü kişileri ilândan önce etkilemez. Yani kısıtlanmasına karar verilen kişiden, kısıtlamanın ilanından önce iyi niyetle hak iktisap eden kişilerin bu kazanımları korunur. Fakat bu her kısıtlama sebebi için geçerli değildir. Ayırt etme gücüne sahip olmamanın sonuçlarına ilişkin hükümler Kanun tarafından saklı tutulmuştur.

  1. Vasi Atanması

Bir kimsenin vasi olarak atanabilmesi TMK tarafından belli koşulların varlığına tabi tutulmuştur. Fakat vasi olarak gösterilen kişinin vasilikten kaçınma sebepleri olduğu gibi vasiliğe engel olan bazı sebepler de bulunmaktadır.

  1. Vasi Olarak Atanabilmenin Koşulları

Vesayet makamı tarafından bu görevi yapabilecek yetenekte olan bir ergin vasi olarak atanır. Ancak vasiliğe atanma konusunda bazı kişilerin önceliği söz konusudur. Haklı sebepler engel olmadıkça, vesayet altına alınacak kişinin öncelikle eşi veya yakın hısımları vasilik koşullarına sahip olmaları koşuluyla bu göreve atanır. Bu atamada yerleşim yerlerinin yakınlığı ve kişisel ilişkiler göz önünde tutulur (TMK m. 414). Ayrıca haklı sebepler engel olmadıkça, vasiliğe, vesayet altına alınacak kişinin ya da ana veya babasının gösterdiği kimse atanır (TMK m. 415).

Vasi olarak atanacak kişi vesayet altına alınan kimsenin yerleşim yerinde oturuyorsa bu görevi kabul etme yükümlülüğü altındadır.

  1. Vasilikten Kaçınma Sebepleri

TMK’nın 417. maddesinde bazı kişiler, özel sebepleri dolayısıyla vasilik görevini kabul etmekle yükümlü kılınmamıştır. Buna göre;

  1. Altmış yaşını doldurmuş olanlar
  2. Bedensel engelleri veya sürekli hastalıkları sebebiyle bu görevi güçlükle yapabilecek olanlar
  3. Dörtten çok çocuğun velisi olanlar
  4. Üzerinde vasilik görevi olanlar
  5. Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Cumhurbaşkanı yardımcıları, bakanlar, hâkimlik ve savcılık mesleği mensupları

Yukarıda yer alan kişiler ilgili sebepleri ileri sürerek vasiliği kabul etmeyebilirler.

  1. Vasi Atama Usulü

Kısıtlanmasına karar verilen kişi hakkında, vesayet makamı gecikmeksizin bir vasi atamak zorundadır. Vesayet işleri zorunlu kıldığı takdirde vesayet makamı, vasinin atanmasından önce de re’sen gerekli önlemleri alır; özellikle, kısıtlanması istenen kişinin fiil ehliyetini geçici olarak kaldırabilir ve ona bir temsilci atayabilir (TMK m. 420).

Vesayet makamı tarafından alınan atama kararı vasiye hemen tebliğ olunur. Vasiliğe atanan kişi, bu kararın kendisine tebliğinden başlayarak on gün içinde vasilikten kaçınma hakkını kullanabilir. Ayrıca ilgisi olmak şartıyla herkes, vasinin atandığını öğrendiği günden başlayarak on gün içinde atamanın kanuna aykırı olduğunu ileri sürebilir.

Vesayet makamı, vasilikten kaçınma veya itiraz sebebini yerinde görürse yeni bir vasi atar; yerinde görmediği takdirde, bu konudaki görüşü ile birlikte gerekli kararı vermek üzere durumu denetim makamına (asliye hukuk mahkemesi) bildirir. Fakat önemle belirtmek gerekir ki vasiliğe atanan kişi, vasilikten kaçınmış veya atanmasına itiraz edilmiş olsa da yerine bir başkası atanıncaya kadar vasiye ait görevleri yerine getirmekle yükümlüdür.

Denetim makamı, vereceği kararı vasiliğe atanmış olan kimseye ve vesayet makamına bildirir. Vasiliğe atananın görevden alınması hâlinde vesayet makamı, hemen yeni bir vasi atar.

Atama kararı kesinleşince vesayet makamı vasinin göreve başlaması için gerekli işlemleri yapar.

Paylaş: