İş Güvencesinin Kapsamında Olmayan İşveren Vekilleri ve Yardımcıları
GİRİŞ
4773 sayılı Kanun[i] ile 1475 sayılı mülga İş Kanunu’na[ii] getirilen iş güvencesi sistemi 4857 sayılı İş Kanunu[iii] ile de devam ettirilmiştir. Bu kapsamda işverenler belirli şartları taşıyan ve bu nedenle iş güvencesinden yararlanan işçilerin sözleşmesini (haklı sebeple fesih halleri hariç olmak üzere) feshetmeden önce hem esas hem de usul yönünden bir takım kurallara uymalıdır. İş güvencesinden yararlanmak için belirsiz süreli sözleşme ile çalışmak ve 4857 sayılı Kanuna tabi çalışan bir işçi veya 5953 sayılı Kanuna tabi çalışan gazeteci olmak gerekmektedir. Ayrıca 6 aylık kıdem şartı ve çalışılan işyerinde 30 ve daha üstü işçinin çalışıyor olması gerekir. Bunun yanı sıra kanun koyucu bir takım işveren vekilleri ve yardımcılarının da iş güvencesi kapsamında olmasını istememiştir.
Bunun nedenleri arasında bu kişilerin işverene oldukça yakın pozisyonda çalışıyor olması ve yeri geldiğinde işveren adına hareket ediyor olması gösterilmektedir. Kanun’da bu kişiler şu şekilde belirtilmiştir: “İşletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları ile işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleri hakkında bu madde, 19 ve 21 inci maddeler ile 25 inci maddenin son fıkrası uygulanmaz.” (İş Kanunu m.18/son). Görüldüğü üzere üç tip işveren vekili iş güvencesi kapsamında değildir. Bu ayrım yapılırken kanun koyucu işveren vekilinin işletme düzeyinde mi görev aldığı yoksa işyeri düzeyinde mi görev aldığına göre bir ayrıma gitmiştir. Bu kişiler işe iade davası açamamaktadır.
İŞLETMENİN BÜTÜNÜ SEVK VE İDARE EDEN İŞVEREN VEKİLLERİ
Bu tarz işveren vekilleri uygulamada genel müdür, ceo, direktör gibi isimler almaktadır. Görüleceği üzere kanun bu tip işveren vekillerinin işletme bazında yetkili olması gerektiğine işaret etmiştir. İşletmenin bütünün sevk ve idaresi ile yetkili olan bu çalışanlar işletme ile ilgili bir takım istisnalar dışında neredeyse tüm kararları alabilmektedir.
İşletmenin bütünün sevk ve idare ediyorsa işe alma çıkarma yetkisi aranmaz. Çoğu durumda bu görevdeki bir işveren vekilinin işçi alma çıkarma yetkisi de bulunmaktadır ancak kanun koyucu açısından bir şart olarak aranmamıştır. Yargıtay’ın belirttiği üzere bu durum sırf taşıdığı unvana göre belirlenmez önemli olan fiilen işletmenin bütününü yönetip yönetmediği ve temsil yetkisi olup olmadığıdır. Bunun için organizasyon şeması, görev tanımı, iş sözleşmesi, imza yetkisinin kapsamı, yaptığı iş ve işlemlere ilişkin belgeler önemlidir. Örneğin bir kararında Yargıtay[iv], yerel mahkeme kararını öncelikle “Mahkemece davalı işverenlikten davacının görev tanımı, yaptığı iş ve işlemlere ait tüm kayıtlar, imza yetkisinin kapsamını gösteren belgelerin temini ile davacı işçinin işletme düzeyinde olan işyerini sevk ve idare etme yetkisine haiz olup olmadığının tayini gerekmektedir. Mahkemece eksik araştırma ile sonuca gidilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.” gerekçesiyle bozmuştur. Bozma akabinde yapılan yargılama sonucu verilen yerel mahkeme kararına ilişkin yaptığı incelemedeyse Yargıtay şu gerekçeyle davanın reddine karar vermiştir: “Davacının yönetim kurulu ve şirket sahibine bağlı olarak görev yaptığı dava dilekçesinde açıklanmıştır. İş teklif formunda yönetim kuruluna raporlama yapacağı belirtilmiş ve görev tanımında üst amiri olarak yönetim kurulu gösterilmiştir. Davacı işçi, geleneksel kanal satış müdürü sıfatıyla doğrudan yönetim kuruluna bağlı olarak görev yapmıştır. Bu durumda davacının işveren vekili konumunda olduğu kabul edilmelidir. Davacının iş güvencesi hükümlerinden yararlanması mümkün olmadığından, feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iade isteğine ilişkin davanın reddine”. Görüleceği üzere işçinin üst amirinin yönetim kurulu olması doğrudan yönetim kuruluna bağlı olması onun işletmenin bütününü sevk ve idare ile yetkili olduğunu gösteren bir emare sayılmıştır.
Yine bir kararında Yargıtay[v] kendisine yönetim kurulu ile birlikte veya tek başına temsil yetkisi verilen ve genel müdür yokken kendisine vekalet etmesi için yetki verilen çalışanı da iş güvencesi hükümleri kapsamı dışında tutmuştur. “Dosya içeriğine göre somut uyuşmazlıkta davacının işvereni yönetim kurulu üyeleriyle birlikte tek ya da müştereken temsil etmek üzere imza yetkisi bulunmaktadır. Dosya içeriğine göre zaman zaman genel müdürün yokluğunda tüm yetkileri kullanmak üzere kendisine vekalet verildiği, iç yazışmalarda adının merkez tesisin işveren vekili olarak geçtiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının işveren vekili sıfatı olduğu, iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacağı dikkate alınarak davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.”
İŞLETMENİN BÜTÜNÜ SEVK VE İDARE EDEN İŞVEREN VEKİLLERİNİN YARDIMCILARI
Kanun koyucu sadece işletmenin bütünü sevk ve idare eden işveren vekillerini değil bunların yardımcılarını da iş güvencesi kapsamının dışında tutmuştur. İşletmelerde genel müdür, direktör, ceo unvanıyla çalışan işveren vekillerinin yanında bir de yardımcı sıfatıyla çalışan işveren vekilleri vardır. Genel müdür yardımcısı, direktör yardımcısı, pazarlama direktörü, insan kaynakları direktörü gibi çeşitli isimler alabilmektedirler.
Bu tarz çalışanlar da eğer işletmenin bütününden sorumlu olan kişiye bağlı çalışmaktaysa iş güvencesinin kapsamı dışında olacaktır. Kanun açıkça yardımcılardan bahsettiğine göre bu kişilerin kendisi işletmenin bütünün sevk ve idare etmeyecek ancak işletmenin bütünün sevk ve idare eden kişinin yardımcısı olacak ve ona bağlı çalışacaktır.
Bu tarz çalışanlar için ayrıca işe alma çıkarma yetkisi aranmayacaktır. Kanun metni açıktır. İşe alma çıkarma yetkisi işyerini sevk ve idare eden ve aşağıda inceleyeceğimiz tarz çalışanlar için aranmaktadır. Yargıtay’ın[vi] bir kararında da bu tarz çalışanlar için işe alma çıkarma yetkisi aranmayacağı açıkça ifade edilmiştir: “Dosya içeriğine göre somut uyuşmazlıkta davacının davalıya ait işyerinde insan kaynakları başkanı olarak çalıştığı anlaşılmaktadır. Davalı işverence organizasyon şeması sunulmuşsa da davacının işveren vekili yardımcısı olup olmadığı tam olarak anlaşılamamaktadır. Mahkemece sözü edilen şemada davacının üstü konumunda 8 kişinin bulunduğu belirtilmiş ise de bu durum kesinlik arz etmemektedir. Davalı işveren, davacının doğrudan şirket CEO’suna bağlı işveren vekili yardımcısı olduğunu, bu nedenle işçi alma ve çıkarma yetkisinin aranmayacağını belirtmiştir. Gerçekten işletme bazında davacı doğrudan işveren vekiline bağlı ise işveren vekili yardımcısı konumunda kabul edilmelidir. Bu durumda ayrıca işçi alma ve çıkarma yetkisinin bulunup bulunmadığı önemli değildir. Dosyada mevcut organizasyon şemasına göre işyerinde bir yapılanma olup olmadığı ve davacının işveren vekili yardımcısı konumunda bulunup bulunmadığı kuşkuya yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulduktan sonra karar verilmesi gerekirken, yetersiz organizasyon şemasına dayanılarak ve davacının işçi alma ve çıkarma yetkisinin bulunmadığı gerekçesinden hareketle işveren vekili veya yardımcısı konumunda bulunmadığı sonucuna varılmış olması hatalı olmuştur.” Ayrıca kararda tek başına organizasyon şemasının sunulmasının yeterli olmadığı fiilen bu şemaya uygun bir yapılanma olması gerektiği vurgulanmıştır.
İşletmenin bütünü sevk ve idare eden işveren vekillerinde olduğu gibi yardımcıları için de bu durum sırf taşıdığı unvana göre belirlenmez önemli olan fiilen yetkisi olup olmadığıdır. Bunun için organizasyon şeması, görev tanımı, iş sözleşmesi, imza yetkisinin kapsamı, yaptığı iş ve işlemlere ilişkin belgeler önemlidir.
Ayrıca belirtmek gerekir ki hem işletmenin bütünü sevk ve idare eden işveren vekilleri hem de onların yardımcıları tek bir kişi olmak zorunda değildir. Örneğin yurtdışı kaynaklı çoğu şirkette bir yabancı genel müdür bir de Türk genel müdür bulunmaktadır. Bu her iki genel müdür de iş güvencesinin kapsamı dışındadır.
BİR İŞYERİNİ YÖNETİP DE İŞÇİ İŞE ALMA ÇIKARMA YETKİSİ OLAN İŞVEREN VEKİLLERİ
Bu grup içindeki işveren vekilleri hem işyerini sevk ve idare edecek hem de işe alma çıkarma yetkisi olacaktır. İşletme düzeyindeki yerlerde oraya bağlı birden fazla işyeri bulunmaktayken işyeri düzeyinde sadece bir tek işyerinden bahsedilir. Örneğin verilen klasik örnekte bankanın genel müdürü işletmenin bütününü sevk ve idare ederken bankanın bir ilçe şubesindeki müdür işyeri düzeyinde görev almaktadır.
Bu tarz işveren vekilleri de yine işyeri düzeyinde olsa da o işyerinin bütününü sevk ve idare etmelidir. Yoksa örneğin banka şubesindeki müdür yardımcısı bu anlamda bir işveren vekili olmaz. Zira kanunda işletme düzeyindeki işveren vekillerinden farklı olarak burada yardımcıların da iş güvencesi kapsamı dışında olduğu düzenlenmemiştir.
Ayrıca bu tarz işveren vekillerinde diğerlerinden farklı olarak işe alma çıkarma yetkisinin olması da aranmıştır. Ancak bu yetkisini özgür iradesi ile ve tek başına kullanabilmesi gerekir. Kararlarda da belirtildiği üzere özgür iradesi ile işçi alıp çıkaramıyorsa işe iade davası açabilecektir. Örneğin bir kararında Yargıtay[vii] kendisinden başka işe alımda Koordinatör ve Genel Müdürün de imzaları arandığı için çalışanı iş güvencesi kapsamı dışında tutmamış ve onu işveren vekili saymamıştır. Çünkü bu durum onun tek başına ve özgür iradesi ile işçi alma ve çıkarma yetkisi olmadığını gösterir. “4857 sayılı İş Kanunun 18.maddesinin son fıkrasına göre, işyerinin bütünü sevk ve idare eden, işçi alma ve çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilinin işe iade davası açma hakkı bulunmamaktadır. Somut olayda, davacı işyerinin bütününü sevk ve idare etmiş ise de, dosya içeriğine göre işçi alma ve çıkarma yetkisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Dosya da mevcut işçi alma formlarında davacıdan başka Koordinatör ve Genel Müdürün de imzaları bulunmaktadır. Ayrıca, davacının istifa dilekçelerini onaylaması, işçi çıkarma yetkisinin olduğunu göstermez. Zira, fesih beyanı tek taraflı bir irade beyanı olup, karşı tarafın kabulüne bağlı değildir. Davacının onay vermemesi durumunda da fesih beyanı hüküm ve sonuçlarını doğuracaktır. Bu durumda, işçi alma ve çıkarma yetkisinin bulunduğundan söz edilemeyeceğinden davacının işveren vekili olduğunun kabulü doğru değildir.”
Yine başka bir Yargıtay kararında[viii] da tek başına çıkarma yetkisi olduğunun kanıtlanamadığı için işe iade davası açabileceği kabul edilmiştir. “Dosya içeriğine göre somut uyuşmazlıkta davacının işyerinin bütününü sevk ve idare eden işçi alma ve çıkarma yetkisi bulunan işveren vekili olduğu ileri sürülmüştür. Davacının davalı şirkete ait işyerinde Network Departman Müdürü olarak görev yaptığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Buna göre davacı işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili veya yardımcısı değildir. İşyeri düzeyinde bakıldığında; her ne kadar davacının birkaç işçinin işe alınmasında görüş belirttiği anlaşılmakta ise de, tek başına işçi alma yetkisinin bulunmadığı, işçi çıkarma konusunda da yeterli ve inandırıcı bir delil sunulmadığı anlaşılmaktadır. Buna göre davacının tek başına işçi alma ve çıkarma yetkisi bulunmamaktadır. Mevcut delillere göre davacının işveren vekili olmaması nedeni ile iş güvencesi kapsamına girdiği kabul edilmelidir. Davacının şirkete ait bir takım işleri yapmak üzere imza yetkisine sahip olması sonuca etkili görülmemiştir.”
Tersinden bakacak olursak işçi alma çıkarma yetkisi olsa da işletme veya işyerinin bütünün sevk ve idare yetkisi olmayan işveren vekilleri de iş güvencesi kapsamında olacaktır. Örneğin kimi insan kaynakları müdürü sıfatıyla çalışan işveren vekillerinin durumu böyledir. İşçi alma çıkarma yetkisi varken işletmenin bütününü sevk ve idare etmemektedirler.
SONUÇ
Kanun koyucu bir takım işveren vekillerinin iş güvencesi kapsamında olmasını istememiştir. Ancak Kanun bunların kimler olacağını da açıkça belirtmiştir. Bunların dışında kalan işveren vekilleri iş güvencesi kapsamında olacak ve işe iade davası açabilecektir.
Bu kapsamda her bir yöneticinin konumu ayrıca incelenmelidir. İşletmenin bütününü sevk ve idare eden genel müdür veya genel müdür yardımcısı konumunda biri ise işe alma çıkarma yetkisinin olması aranmadan iş güvencesi kapsamı dışında olduğu söylenebilecektir. Ancak işyerinin bütününü sevk ve idare ediyorsa bu sefer ayrıca işe alma çıkarma yetkisi aranacak ve bu yetkisini fiilen tek başına, özgür iradesi ile kullanabiliyor olması gerekecektir. Vekaletname ile işe alma çıkarma yetkisi verilmiş olsa da fiiliyatta işe alma yetkisini tek başına kullanmıyorsa, genel müdürün, yönetim kurulunun vs. imzası gerekiyorsa çalışan iş güvencesi kapsamında sayılacak ve işe iade davası açabileceklerdir. Tek başına işe alma çıkarma yetkisi verilmiş ve fiilen de kullanıyorsa işe iade davası açamayacaktır. Yine işe alma ve işten çıkarma yetkisi olsa bile işletme veya işyerinin bütününü sevk ve idare yetkisi olmayan insan kaynakları müdürü gibi çalışanların da işe iade davası açma hakkı vardır.
[i] Resmi Gazete: Tarih: 15.8.2002 Sayı: 24847
[ii] Resmi Gazete: Tarih: 1/9/1971 Sayı: 13943
[iii] Resmî Gazete: Tarih: 10/6/2003 Sayı: 25134
[iv] Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2018/9585 K. 2018/21911 T. 29.11.2018
[v] Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2007/29740 K. 2008/7437 T. 4.4.2008
[vi] Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2008/34062 K. 2009/15081 T. 01.06.2009
[vii] Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2006/1704 K. 2006/4748 T. 27.2.2006
[viii] Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2007/35813 K. 2008/11429 T. 5.5.2008