Ana içeriğe atla

Yoldaş Hukuk

Tasarrufun İptali ve Muvazaa Davaları

  1. Genel Olarak
Bir borçlunun borcunu kendi rızasıyla yerine getirmemesi halinde cebri yollardan borcun ifasına olanak sağlayan alan icra ve iflas hukukudur. İcra ve iflas sistemimize göre bir borçlu, borçlarından dolayı yalnızca kendi malvarlığı ile sorumludur. Bazen kişilerin malvarlığı değerlerinin pasifinin aktifinden fazla olması, yani borca batık olması mümkündür. İcra edilip haczedilebilir bir malvarlığı değeri olmayan kişinin takibinin sonuçsuz kalmasına semeresiz kalan takip denmektedir. Bu semeresiz kalma hali, alacaklının yeterince tatmin edilememesi anlamına gelmektedir. Takip alacaklısı alacağının tamamına ulaşamayınca İİK kendisine bir imkân tanıyarak onu tatmin etmeye çalışmıştır. Öyle ki bu imkân İİK m. 277’de düzenlenen ‘iptal davasıdır’. Bir kimsenin mülkiyetindeki bir eşya üzerinde tasarruf etmesinde herhangi bir engel bulunmamaktadır. Ancak borçlunun alacaklarından mal kaçırdığı saikinin hakim olduğu tasarrufun iptali davaları, borçlunun yaptığı bazı devirlerin alacaklı nezdinde geçersiz kılınmasını amaç edinmektedir.
  1. Tasarrufun İptali
Tasarrufun iptali İİK 277 vd. düzenlenmiş bir kurumdur. Borçlunun haciz veya iflas yoluyla takibi sonucunda alacaklının alacağını karşılamaya yetmeyen malvarlığı içerisinde olması, takibin semeresiz kaldığını gösterir. İşte takipsiz kalan semere sonucunda alacaklının tatmin olmadığı hallerde borçlunun geçerli bir şekilde yaptığı hukuki işlemlerinin iptali, tasarrufun iptali davası ile mümkün olmaktadır. Tasarrufun iptali davasının amacı bu cümlelerden de anlaşılacağı gibi Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin E. 2016/4452, K. 2019/9821 sayılı kararında ‘İİK’nun  277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da “iyiniyet kurallarına aykırılık” nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.’ şeklinde ifade edilmiştir. İİK 277 vd. kapsamında tasarrufun iptali davasının özellikleri ve koşulları şu şekilde ifade edilebilir:
  • Tasarrufun iptali davası ancak İİK 278, 279, 280. maddelerde yazılı tasarrufların mevzu bahis olması halinde açılabilir. Yani yapılan tasarrufun ivazsız bir tasarruf olup olmadığı (İİK m. 278), aciz halinden dolayı butlan durumunun olup olmadığı (İİK. m. 279) veya zarar verme kastının (İİK. m. 280) oluşup oluşmadığı incelenecektir.
  • İptal davasının konusunu teşkil eden işlemler maddi hukuk bakımından geçerli olan muamelelerdir.
  • Tasarrufun iptali davasının davacısı, elinde muvakkat yahut kati aciz vesikası bulunan her alacaklı veya iflas idaresi yahut 245 inci maddede ve 255 inci maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hallerde alacaklıların kendileridir.
  • Tasarrufun iptali davasının davalısı ise, borçlu ve alacaklının karşısındaki borçlunun işlem yaptığı üçüncü bir kişidir. Örneğin kendisine alacak veya taşınmaz devredilen kişi gibi. İcra ve İflas Kanununun 11 inci babındaki iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Bunlardan başka, kötü niyet sahibi üçüncü şahıslar aleyhine de iptal davası açılabilir. İptal davası iyi niyetli üçüncü şahısların haklarını ihlal etmez(İİK 282).
  • Tasarrufun iptali davasının açılması, hak düşürücü süreye tabidir. Bu süre iptale tabi tasarrufun yapılığı andan itibaren beş yıldır(İİK 284).
  • İptale Tabi Tutulan Tasarruflar
Öncelikle belirtmek gerekir ki alacaklı ile borçlu arasında alacağın kaynağını teşkil eden geçerli bir borç ilişkisi bulunmalıdır. Ayrıca iptale tabi tutulacak tasarruflar, icra takibi konusu edilen borcun doğum tarihinden sonra yapılan muameleler için geçerlidir. Nitekim bu husus Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin E. 2018/669, K. 2019/12066 sayılı kararında şu şekilde ifade edilmiştir: ‘Dava; İİK 277 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Somut olaya gelince, dava konusu taşınmazlar 13.07.2012 tarihinde borçlu tarafından, davalı eski eşine satılmıştır. Dava dayanağı İcra Müdürlüğünün takip dosyasındaki borç kaynağı 15.12.2012 tanzim tarihli bonodan kaynaklanmaktadır. Yani tasarruf borcun doğumundan önce gerçekleşmiş olarak görülmektedir. Bu halde, mahkemece, dava dayanağı takip konusu borcun kaynağının bonodan önce doğup doğmadığı davacı alacaklıdan sorularak, şayet borç bir ticari ilişkiden kaynaklanıyorsa tarafların ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak, oluşacak sonuca göre karar vermekten ibarettir. Yapılan inceleme sonunda borcun tasarruf tarihinden önce doğduğu ispat edilmemiş ise, İcra Müdürlüğünün takip dosyası yönünden davanın reddine…’ Son olarak belirtmek gerekirse borçlu hakkında kati veya geçici aciz vesikasının olması gerekir. Bahsi geçen borçlu, davacı alacaklının karşısında yer alan borçlu kişidir. ‘Her ne kadar mahkemece takip dosyasındaki tüm borçluları kapsar nitelikte aciz vesikası alınması gerektiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmişse de tasarrufun iptali davalarında, dava koşulları hangi borçlunun tasarrufunun iptali istenmiş ise dava koşulu o borçlu yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu sebeple dava konusu takip dosyalarında adı geçen dava dışı takip borçluları yönünden de aciz halinin aranması da doğru görülmemiştir.’(Yargıtay 17. Hukuk Dairesi E. 2016/13286, K. 2019/9824)
  • İvazsız Tasarruflar(İİK 278):
İvaz, karşılık anlamına gelmektedir. İvazsız kazandırma ise borçlunun hiçbir karşı edim elde etmeden bir hakkını devretmesidir. Örneğin bağışlama tipik bir ivazsız kazandırmadır. Söz konusu madde son iki yıl içinde yapılmış alışılmışın dışında kalan bağışlamalar ve karşılıksız kazandırmaların iptaline imkân vermektedir. Geriye doğru yapılacak iki yıllık sürenin hesabında başlangıç noktası, haciz veya haczedilecek mal bulunmaması sebebiyle aciz yahut iflasın açılması tarihidir. Kanun koyucu İİK 278’de ayrıca bazı işlemleri doğrudan bağışlama hükmünde saymıştır. Bunlar şu şekildedir:
  • Karı ve koca ile usul ve füru, sıhren üçüncü dereceye kadar(bu derece de dâhil) hısımlar, evlat edinenle evlatlık arasında yapılan ivazlı kazandırmalar.
  • Yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği akitler.
  • Borçlunun kendisine yahut üçüncü bir şahıs menfaatine kaydı hayat şartıyla irat ve intifa hakkı tesis ettiği akitler ve ölünceye kadar bakma akitleri.
  • Acizden Dolayı(İİK 279):
Söz konusu düzenleme borçlunun son bir yıl içinde aciz halindeyken yaptığı tasarrufların iptaline olanak tanımaktadır. Bir yıllık süre hacizden, acizden veya iflastan itibaren geriye doğru hesaplanacaktır. Ancak bu hükmün iptal davasının dinlenmesini sağlayabilmesi için, iptali istenen tasarrufun karşı tarafı üçüncü kişinin aciz durumunu biliyor olması gerekir(m.279/son fıkra). İİK 279’a göre iptali mümkün olan tasarruflar şu şekildedir:
  • Borçlunun teminat göstermeği evvelce taahhüt etmiş olduğu haller müstesna olmak üzere borçlu tarafından mevcut bir borcu temin için yapılan rehinler.
  • Para veya mutat ödeme vasıtalarından gayrı bir suretle yapılan ödemeler.
  • Vadesi gelmemiş borç için yapılan ödemeler.
  • Kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler.
  • Zarar Verme Kastından Dolayı(İİK 280)
Malvarlığı borçlarını karşılamaya yetmeyen bir borçlu, henüz tasarruf yetkisinin kısıtlanmadığı dönemde alacaklılarının alacaklarını tatmin edici bir şekilde elde etmelerine engel olmak maksadıyla birtakım tasarruflarda bulunabilir. İşte kanun koyucu bazı tasarruflarda borçlunun bu saikle hareket ettiğini kabul ederek yapılan tasarrufların iptaline olanak tanımıştır. Ancak iptalin söz konusu olabilmesi, işlemin yapıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflas yoluyla takipte bulunulmuş olması koşuluna bağlıdır. Ayrıca genel bir koşul olarak hileli tasarrufun, alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkinin doğmuş olmasından sonra yapılması gerekmektedir. Kanun koyucu aşağıdaki hukuki işlemleri doğrudan bu kapsamda kabul etmiştir. ‘Davalı üçüncü kişinin davalı borçlunun mali durumu ve alacaklılarını ızrar kastını bilen veya bilmesi lazım gelen kişilerden olup olmadığı hususu değerlendirilmeksizin ve mahkemece İİK 277, 279, 280, 283 hükümleri irdelenmeksizin eksik inceleme sonucu, “muvazaanın bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmesi” usul ve yasaya aykırıdır.’(Yargıtay 17. Hukuk Dairesi E. 2016/4452, K. 2019/9821)
  • Üçüncü şahıs, borçlunun karı veya kocası, usul veya füruu ile üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan ve sıhri hısımları, evlat edineni veya evlatlığı ise borçlunun birinci fıkrada beyan olunan durumunu bildiği farz olunur.
  • Ticari işletmenin veya işyerindeki mevcut ticari emtianın tamamını veya mühim bir kısmını devir veya satın alan yahut bir kısmını iktisapla beraber işyerini sonradan işgal eden şahsın, borçlunun alacaklılarını ızrar kastını bildiği ve borçlunun da bu hallerde ızrar kastıyla hareket ettiği kabul olunur.
  1. İptal Davasında Yetkili ve Görevli Mahkeme
İptal davasında yetkili mahkeme HMK’nın genel kurallarına tabidir. Bu doğrultuda HMK 6 gereğince davalının yerleşim mahkemesinin yetkili olduğu söylenmelidir. Görevli mahkeme ise, asliye hukuk mahkemesidir(HMK 2).
  1. Hak Düşürücü Süre(İİK 284)
   İptal davası açma hakkı, tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren beş yıl geçmekle düşer. Söz konusu beş yıl hak düşürücü süre niteliğinde olduğundan, hâkim tarafından kendiliğinden gözetilir.
  1. Muvazaalı İşlemler ve Tasarrufun İptali Davası İle İlişkisi
  2. Muvazaa
   Muvazaa, sözleşenlerin irade beyanları arasında istenerek yaratılan uygunsuzluk halidir. Bir sözleşmenin kurulması için karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanının bulunması zorunluluğu karşısında muvazaa, sözleşmenin kurucu unsurları olan irade beyanlarının uygun olmaması anlamına gelmektedir. Muvazaanın bilinen iki türü vardır. Bunlar; mutlak ve nisbi muvazaadır. Mutlak muvazaada taraflar aralarında hiçbir hukuki ilişkinin kurulmasını istememektedir. Nisbi muvazaada ise taraflar aralarındaki hukuki ilişkinin üçüncü kişilere karşı başka, kendi aralarında ise başka bir hukuki sonuç doğurmasını arzu etmektedir. Nisbi muvazaa durumunda tarafların üçüncü kişileri aldatma iradesiyle yaptıkları hukuki işlem onların gerçek iradelerini (TBK 19/2) yansıtmadığından geçersiz iken gizli işlem olarak adlandırılan ve gerçekten sonuç doğurmasını istedikleri hukuki işlem diğer geçerlilik koşullarına da sahipse hukuki sonuç doğurur. Muvazaalı bir işlem hukuki sonuç doğurmadığından taraflara bir talep imkânı da sağlamaz. Hukuk âleminde hiçbir sonuç doğurmayan bu sözde muamelelerin herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmadan geçersizliğinin tespiti dava edilebilir. Muvazaa iddiası sözleşenler arasında ancak senetle ispatlanabilmekteyken, bu iddia üçüncü kişiler tarafından her türlü delille özellikle tanıkla ispat edilebilir.
  1. Muvazaalı İşlemlerin Tasarrufun İptali Davası İle İlişkisi
   Muvazaalı işlemler ile tasarrufun iptali davasının aynı başlık altında incelenmesine neden olan husus, İİK 279’da yer alan alacaklılarından mal kaçırmak kastıyla yapılan işlemlerin hukuki niteliğinin tartışmalara yol açmış olmasıdır. Bu tartışmada temel iki görüş vardır ki bunlardan birincisi bu işlemleri inançlı devir olarak kabul ederken ikinci görüş muvazaalı devir olarak kabul etmektedir. Yargıtay uygulamasına da bu tartışma yansımış ve kimi kararlarda inançlı devir kimi kararlarda muvazaalı devir olarak kabul edilmiştir. Muvazaalı işlemlere karşı tasarrufun iptali davası açılabileceğini kabul edenlere göre, alacaklı ister İİK 277 vd.’na dayanarak iptal davası açabilir isterse de TBK 19 gereğince muvazaalı işlemin geçersizliğinin tespitini isteyebilir. Nitekim Yargıtay 17. Hukuk Dairesi bir kararında muvazaa nedeniyle tasarrufun iptali davası açılabileceğini kabul etmiştir: ‘Alacaklı tarafından, icra takibi sonucunda alacağı karşılayarak malı bulunmayan borçlunun yaptığı araçların satışına ilişkin tasarruf hakkında, muvazaa nedeniyle tasarruf iptali davası açılabileceğini…’ Belirtmek gerekir ki muvazaalı işlem sonucunda kendi alacağı tehlikeye giren alacaklı üçüncü kişi olduğundan açacağı tespit davasında muvazaanın varlığını her türlü delille ispat edebilme olanağına sahipse de, örneğin onun dinletebileceği tanığı dahi olmayabilir. Ancak muvazaalı işlemin iptal davasına konu edilebileceği kabul edilecek olursa, örneğin alacaklı yalnızca muvazaanın tarafları arasındaki hısımlık ilişkisini ileri sürerek de alacağına kavuşma imkânı elde edebilir. Şunu da ifade etmek gerekir ki özel hüküm olarak iptal davası açmak için gerekli hak düşürücü süre geçmişse, artık ispat zorluğuna rağmen muvazaalı işleme karşı ancak tespit davası açılabilecektir. Çünkü bu dava herhangi bir süreye tabi değildir. Ayrıca muvazaaya karşı iptal davası açma imkanı tanınıyor olması, muvazaanın tespitini isteme hakkını ortadan kaldırmaz. ‘Davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa sebebiyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarda açıklandığı gibi İİK 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. İİK 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayanarak dava açmasına engel değildir.’(Yargıtay 17. Hukuk Dairesi E. 2015/17713, K. 2016/195)
Paylaş:

Yoldaş Hukuk Burs Başvurusu

Üniversite Öğrencileri İçin
Burs Başvuruları Başladı

Yoldaş Hukuk Bürosu Üniversite Öğrencileri Burs Programı kapsamında başvurular alınmaya başlanmıştır. Başvuru koşullarını inceleyerek burs programına başvurabilirsiniz.